Kitap 2000 - 2002 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yaşanan başörtüsü soruşturmaları zulmünü ve Suzan ÇELİK'in sokak çocukları ve tüketici hakları konulu hizmetlerinin akamete uğratılmasını konu ediniyor. Bol belgeli bir kitap olacak ve kitaba isim olarak "YÜZLEŞME" konulması düşünülüyor. Bu ismi Suzan ÇELİK'e tweeter takipçilerinden bir arkadaşı önerdi. 
Kitaptan bazı pasajlar ve ek belgelerden örnekler şöyle (ilgili video da aşağıdadır);
" Evet o tesettüre uygun giyinmediği zamanlarda dahi günübirlik ilişkilerin insanı hiç olmamıştı!
O televizyon programına konuk aldığı akşam Tayyip Bey’in üstelik bizzat bu adamın bulunduğu ortamda kendisi hakkında söylediği gibi biriydi;
Yani O bu adamın kendisini sandığının aksine sahiden de, eskiden de Müslüman bir hanımdı, yani esasen giyimiyle “Göründüğü gibi birisi değil” di."
"Nikahtan sonra yine bir telefon gelmiş ve bu görüşmede Suzan muhatabını bir daha kendisini aramaması için uyarmıştı.
Telefondaki şahıs Suzan’dan hakkını helal etmesini istiyordu. Buna karşılık Suzan “Ben seni gerçekten Müslüman birisi gibi sanmıştım. Gerçekten Müslüman birisi gibi olduğun zaman hakkım sana helaldir” demişti.
Belediye ile yoğun iş ilişkisi bulunan şahısla aralarında geçen bu diyalogdan hemen sonra Suzan ÇELİK Zabıta Tüketici Bürosu’ndaki görevinden GEREKÇESİZ olarak alındı."
" Esasında Suzan işe bilhassa inandığı gibi yaşamadığı için “başörtüsüz” giyim tarzı nedeniyle alınmıştı ve o bunu sonradan, zamanla öğrenecekti.
Birileri belli ki onun Belediye’nin görünen yüzü olmasını istemiş, esasında görüntü olarak farklı bir imaj oluşturmasını uygun görmüştü."
" Tayyip Bey’in açılış vs. gibi törenlerde sunuculuk işini yapan ve aynı zamanda Beyaz Masa’da yönetici olarak görevli olan bir şahıs Suzan’ın olduğu ortamda kahkahayla gülerek “Biz işe açık alıyoruz hanımlar tesettüre giriyor. Olmaz ki böyle canım” diyerek alay etmiş ve Suzan buna bir anlam verememişti.
Önceleri televizyonlarda Belediye'yi temsil eden ÇELiK tesettüre uygun giyindiği için artık radyolarda bile işini yapamaz olmuştu.
Sonradan Ak Parti’den Milletvekili olacak olan Basın Danışmanı dahi rahatsızlıklarını açıktan dile getirmiş ve şöyle demişti;  
“Tamam kapanmışsın ama tokalaşmama vs. gibi şeyler yapma bari” Fakat Suzan giydiği geniş ve gri renk pardesü ve gri eşarbı ile tesettürü hangi derecede yaşayacağını ortaya koymuştu bile.
Bu nedenle olsa gerek bu aşamadan sonra Suzan ÇELİK sıradan bir danışma memuru hüviyetine büründürülmüştü.
Ancak ÇELİK bu durumu kabullenmemiş, Dönemin Personel Müdürü’nün teşviki ile katıldığı memur sınavı ile yeniden girdiği Belediye’de Zabıta Tüketici bürosunu kurarak haddini aşmıştı(!)."
" Memuriyete geçer geçmez önce Personel İşleri Müdürlüğü’nde çalışan ÇELİK, Selam Gazetesinde yazdığı Tüketici Köşesi Yazıları nedeniyle Kontrol(Zabıta) Daire Başkanı ile tanıştığı için kısa süre sonra Zabıta’ya geçerek ZABITA TÜKETİCİ BÜROSU’nu kurmuştu.
Bu durum birilerini rahatsız etmişti.
Misal Hürriyet Gazetesi muhabiri Zabıta Tüketici Bürosu’nun açılışı için düzenlenen toplantıda Toplantıya katılan Tayyip Bey’i değil sadece Suzan ÇELİK’i takibe almış, tören boyunca yüzüne yüzüne flaş patlatmıştı. Ertesi gün de gazetede manşetten “Tayyip’in Türbanlı Zabıta Memurları” başlıklı bir haber yapılarak altına Suzan ÇELİK’in fotoğrafı verilmişti. Haber(?)’de Suzan ÇELİK’in evvelce televizyonlarda tüketici programları hazırladığı ve Belediye’de işe girince tesettüre uygun giyinmeye başladığı belirtiliyordu.. Tam da 28 Şubat sürecinde bu haber Suzan ÇELİK’in açık hedef gösterildiğinin bir ifadesiydi.
Sonradan Haber aynı muhabir (?) Zabıta Tüketici Bürosu’nun bir panel etkinliği ile ilgili başka bir haber (?) daha yapacaktı. O haberin başlığı da şu; “Kenti sel götürdü Tayyip Başkan panelde konuştu”
Suzan tüm bunlara değil de Haberlerin Muhabir(?)’i Kemal DİYARBEKİR öldüğünde Belediye’nin ardından basın danışmanlığı kanalıyla resmi methiyeler dizmesine ve mevlitler okutmasına şaşıracaktı.."
" Bir gün kendisini makamına çağırmış ve Zabıta’da tüketici bürosu kurmak istediklerini ve bu işi Suzan ÇELİK’in yürütmesini istediklerini bildirmişti Kontrol (Zabıta) Daire Başkanı. Tek bir şartla; Daire Başkanı Suzan’dan zabıta kadrosu istememesini istiyordu, çünkü “başörtülüydü”. "
"Genelge, onay ve yazılarla resmi çerçevesi oturtulan sistem çok güzel işledi ve Zabıta Tüketici Bürosu büyük başarılara imza attı."
" Ne var ki etiket denetlemelerinin Zabıta’ya bağlanması bir takım çevreleri rahatsız etti.
Etiket bulundurmamanın cezası o dönemde Belediye Encümeni tarafından takdir ediliyordu ve hayli yüksekti.
Bir kısım iktisat müfettişleri işlerin Zabıta Tüketici Bürosu tarafından koordine edilmesinden rahatsız oldu(?). Dolayısı ile onların bağlı bulundukları Genel Sekreter de bu durumdan hoşnut değildi. 
Genel Sekreter aynı zamanda etiket denetlemelerinin cezalarını taktir eden Belediye Encümeni’ne başkanlık etmekte idi.
Bir süre sonra etiket cezalarına ilişkin zabıt varakaları encümende bekletilmeye başladı. 
Bu durum usulsüzlüklere neden oluyordu.
Öyle ya; bir müfettiş gelse ve zabıt varakalarının akıbetini sorsa verilecek bir cevap yoktu ve sorumlusu Suzan olacaktı..
Suzan durumu Kontrol (Zabıta) Daire Başkanı’na ilettiğine O “Çalışma, çalışmamızı istemiyorlar, zabıtaları emrine verdim, otomobilin, şöförün, cep telefonun var..” diyordu. 
Bunun üzerine Suzan ÇELİK İdare’ye mevcut şartları anlatarak, bu şartlar altında Büro’nun çalışma yapmasının mümkün olmadığını bildiren bir yazı hazırladı ve resmi kanalla sundu.
O dilekçesine cevap beklerken Zabıta’dan alınıp Bilgi İşlem Müdürlüğü Emrine GÖREV TANIMI YAPILMAKSIZIN atandırılmış olduğuna dair bir yazı aldı. Resmen sürgün edilmişti. 
Suzan ÇELİK gerekçesiz olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde kendisine yıllarca sürgün hayatı yaşatıldığını bildiriyor. 
Suzan ÇELİK kimi zaman belediye binası dahilinde tecrit mekanda görevsiz bırakılmış, kimi zaman da aylar ve hatta senelerce evinde bankamatik memurluğuna zorlanmıştır. 
Suzan istişare amaçlı olarak Seyyid olan bir büyüğünü aradı ve kendisine şöyle dedi; “Görevimden haksız yere alındım. Neticede hizmet verdiğim tüketiciler mağdur olacak. Ancak öte yanda namaz kılan ve Müslüman olduklarını ifade eden insanlar var. Ne yapmalıyım, kol kırılır yen içinde kalır mı diyeyim, yoksa mücadele mi etmeliyim?” 
Cevap kısa ve netti; “Sen de Müslümansın ve hakların gasp ediliyor. O halde yalan söylemeden ve iftira atmadan mücadele etmelisin”
Suzan ÇELİK bu istişarenin ardından Büro’ya başvurusu olan avukat bir tüketicisi Fatih ERTÜRK’den yardım istedi. Av. Fatih ERTÜRK ve kız kardeşi Av. İstek ERTÜRK ücretsiz üstlendiler davayı. 
Bu günlerden birinde Genel Sekreter Suzan ÇELİK’i makamına çağırttı. Suzan makam odasında çok sayıda korumayla karşılandı ve ara bölmeye alındı. Genel Sekreter ÇELİK’e dava açmasının nedenini sorduktan sonra bu girişiminden vazgeçmesi gerektiğini ifade etti. Suzan ÇELİK buna karşın kararlı olduğunu anlattı.
Davanın sonuçlanması tam 2 yıl sürdü ama neticede Suzan ÇELİK kazandı. 
Fakat karar gereği yerine getirilmedi. Aksine bir ara Büro’ya veriyormuş gibi yapmak adına Suzan ÇELİK’in bir gün önce Mezbahalar Müdürlüğü’ne atadıkları halde Zabıta Tüketici Bürosunda göreve başlatıyorlarmış gibi işlem yaptılar. Tüm bu işlemlere ilişkin bilgi-belge Suzan ÇELİK’de mevcut olduğu gibi Suzan ÇELİK tarafından Savcılığa yapılan suç duyurusu dosyasında da bulunmaktadır. 
İnternet adreslerinde mevcuttur.
Suzan ÇELİK Belediye’de başörtülü memur olarak soruşturmalara maruz bırakıldıkları zamanda Ak Parti’nin kuruluşu işini yürüten Basın Danışmanı’nı arayıp hukuki danışmanlık desteği verilmesini isteyecek ve şu karşılığı alacaktı;
“Kurban verilir, mühim olan davadır”
Başörtüsü mağdurları Belediye’de disiplin amirleri tarafından kılık kıyafet konulu soruşturmalara muhatap kılınırken, o “dava” adamlarını yanlarında bulamadılar. 
Oysa sicil dosyalarına başörtüsünü disiplin suçu olarak kaydeden adamların da herbiri onların, yani o “dava” adamlarının Belediye’de bıraktıkları yönetici mesai arkadaşlarıydı. O dönemde olayların odağında Personel İşleri Müdürü Nurali KAFKAS vardı.
Bir telefon kadar yakın bu arkadaşlar öte yandan, yetki gaspı yapmak suretiyle başka bir soruşturma başlatan valinin müfettişlerine, makam araçlarını tahsis ettiler, başörtüsü sürek avında onlara adeta destek oldular.
Diğer yandan Belediye’deki birim amirleri kendi makamlarını korumaya almak adına emirleri altındaki başörtülü ve sakallı memurları harcamak için yetkilerini sonuna kadar kullanıyor, öyle ki dış görevde bulunan bir memura denetim yapmaksızın görevi başında tesettürlü diye ceza veriyorlardı. Bu memur Suzan ÇELİK’den başkası değildi.  
ÇELİK o dönemde belediye başkanlığının emri ve olur yazısı doğrultusunda geçici görevlendirme ile sokak çocukları projeleri için İstanbul Vakfı’nda ve ibb binası dışında görev yapıyordu. Bu tür durumlarda kılık-kıyafet Yönetmeliğinin ilgili maddeleri gereğince özel hükümler geçerli idi. Buna rağmen Suzan ÇELİK hakkında, kadrosunun bulunduğu Zabıta Müdürlüğü’nce, görevi başında başörtülü olduğuna dair GIYABINDA uyarı ve kınama cezası gibi disiplin işlemleri uygulanmıştır."
"Başörtüsü soruşturmalarında Vali Müfettişlerinin önüne ilk ben itildim YEM OLARAK. 
Burası tam HUKUK KOMEDiSi ve ayrı bir trajedi; 
Görevde yükselme eğitimi vereceğiz dediler ve ben de terfi edebilmek için katılmaya karar verdim. Başörtülü olduğumu bildikleri halde sanırım ve bilhassa beni İl Mahalli İdareler Müdürlüğü Binasındaki eğitim salonundaki listeye yazmışlar. Oysa belediye içinde de salonlar mevcuttu. 
Belirtilen tarihte mecburen gittim ancak Valiliğin salon kapısında görevli elemanları başörtüm nedeniyle içeriye giremeyeceğimi bildirdiler. 
Zabıta Müdürü davalarımdan ötürü her fırsatı hakkımda soruşturma vesilesi yaptığı için elimde belge olsun diye, alınmadığıma dair imzalı kağıt istedim.  
İl Mahalli İdareler Müdürü Valiliğe kadar gidip gelene kadar ben de Mazlumder Avukatını arayıp çağırmıştım. Geldi.
Amacım yanlış bir işlem yürütmemekti. Çünkü konu benimle ilgili görünse de belediyedeki arkadaşlarımı da ilgilendirebilirdi.
İl Mahalli İdareler Müdürü geldiğinde bana İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde başörtülü çalıştığımızı ifade eden bir yazı verirsem, istediğim yazıyı ancak o zaman verebileceklerini söyledi. 
Ben de yazı istemekten vaz geçtiğimi bildirerek bunun yerine Mazlumder Avukatının da imzası bulunan bir tutanak düzenledim. Vali'nin ilişkide olduğu bir derneğin elemanları olduğunu öğrendiğim salon görevlileri de tutanağı imzaladı.
Ancak İl Mahalli İdareler Müdürü imzadan imtina etti, ben de bunu tutanakta belirttim.
İl Mahalli İdareler Müdürü çok sayıda memurun Belediye'de başörtülü çalıştığına dair bir ifade içeren yazı vermem için ne çok dil dökmüştü anlatamam. 
Buna rağmen kararlılığımı yitirmedim, ne kendimi ne arkadaşlarımı, ne de idarecileri zora sokacak bir harekette bulunmadım.. 
Ancak şurası muhakkak; Belediye'deki pek sayın idarecilerim haksızlığa dayanamadığımı da bildikleri halde ateşle barutu yanyana getirmişlerdi.." 
"Suzan ÇELİK bir yandan İstanbul Vakfı’nda (İstanbul’un insanına ve kentine hizmet Vakfı) sokak çocukları için proje çalışmalarını sürdürüyor, bir yandan kadro olarak Belediye’de müdürlükten müdürlüğe sürülüyordu. 
Personel İşleri Müdürü Nurali KAFKAS üst makam olan Genel Sekreter Yardımcılığı makamından yani Mahmut KUŞ’dan bizzat görevlendirme emri almış olmasına rağmen Suzan ÇELİK’in görevlendirme işlemini yapmıyordu." 
"Suzan ÇELİK sokak çocukları projesinin Belediye ve İstanbul Vakfı koordinasyonunda yürütülebilmesi için tüm hazırlıkları yapmış, resmi prosedürü tamamlamıştı. Yazışmalar yapılmıştı. Hatta tamamen herbiri konusunda uzman avukat, sağlıkçı, psikolog.. hanımlardan oluşan gönüllü grupları oluşturulmuştu. Proje ek uygulamalarıyla ilgili dosyalar hazırlanmıştı vs. Artık iş Belediye Başkanı’nın konuyu sahiplenmesine kalmıştı. 
Zaman geçiyor ve beklenen ilgiyi bir türlü göremiyorlardı. Bu günlerden birinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit GÜRTUNA İstanbul Vakfı’na bir kahvaltı ziyareti yaptı.  
Suzan bu ziyareti değerlendirmeyi düşünüyordu ve öyle de oldu. Kahvaltıda Suzan ÇELİK SOKAKLARIN ÇATISI OLSUN PROJESİ’nin ilgi beklediğini ve biran önce harekete geçmek için kendilerinden talimat beklediklerini bildirdi. 
Buna cevaben Ali Müfit GÜRTUNA’nın gülümseyen bir yüz ifadesiyle İstanbul Vakfı Genel Müdürüne hitaben “Sosyal Hizmetlerin ilgilendiği sokak çocuklarını yıkayalım paklayalım ve yeni aldığımız otobüslere bindirip şehir turu yaptıralım” demesi Suzan’ı büyük hayal kırıklığına uğratmıştı."
"Sokak çocukları için ayrılan binalar kapanın elinde kalıyor!
Suzan ÇELİK proje uygulama dosyasını konuyla ilgisi olan tüm birimlerle resmi yazışma yoluyla paylaşmıştı. Buna rağmen binalar üzerinde tamamen farklı tasarrufta bulunuluyordu. 
Misal Eminönü Ebussud Caddesi üzerinde bulunan çocukların iç çamaşırlarına varıncaya kadar tüm tefrişatlarıyla hazır 6 katlı bina! Bu bina bozulup merdivenleri vs hiç uygun olmadığı halde engelliler için irtibat mekanı haline getirildi. Suzan ÇELİK sözlü uyarılarına rağmen de Sağlık Daire Başkanlığı’nın bu vahim icraatına engel olamamıştı."
"Son olarak Sokak Çocukları için SOKAKLARIN ÇATISI OLSUN Projesi yönetim merkezi olan İstanbul Vakfı Genel Müdürlük binası dahi Marmara Belediyeler Birliği adlı Derneğe peşkeş çekildi!"
"Sokak çocukları için pilot uygulama mekanı olarak sıbyan mektepleri biçilmiş kaftandı
Araştırmalar tarihte Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin talimatı ile “yetim, yetim bulunamazsa fakir çocukların eğitimi için vakfiyelerle” kurulmuş olan sıbyan mekteplerinden birinin de bugün Piyerloti denilen yerde İdris-i Bitlisi Sıbyan Mektebi olarak kayıtlara geçmiş olduğunu gösteriyordu. 
Büyük tarihçi ve Mutasavvıf İdris-i Bitlisi’nin sıbyan mektebi restore edilerek Piyerloti İhalesi kapsamına alınmıştı.."
"Belediye, Yatırım Programlarında yıllarca “Sıbyan Mekteplerinin çocuk evlerine dönüştürüleceğini" duyuruyordu."
"ÇELİK’in tüm mücadelelerine ve başarılı çalışmalarına karşın Belediye Başkanı GÜRTUNA yanlıştan dönmek yerine Suzan ÇELİK’i sokak çocukları konulu görevinden aldırtma yolunu seçti.
Bunu kendisi bizzat yapmadı. Belediye Başkanlığı’nın imzası bulunan OLUR’una karşılık “Personel İşleri Daire Başkanı Nurali KAFKAS” imzasını taşıyan bir YAZI öne sürüldü ve Suzan ÇELİK bu yazı ile hukuk dışı şekilde sokak çocukları çalışmasının başından alınarak Mezbahalar Müdürlüğü Mezbaha binasına sürgün edildi.
Olay dönemin Zaman Gazetesinde “Sıbyan Mekteplerinin Sokak Çocuklarına Tahsisini İstediği İçin Görevinden Oldu” şeklinde haber yapıldı. ÇELİK’in görevinden alınması SABAH GAZETESİ’nde de “Çocuklar Yine Sokağa Mahkum” başlığı ile geniş yer buldu.
Suzan ÇELİK o dönem Personel İşleri Daire Başkanı Nurali KAFKAS hakkında hem mahkeme kararlarını uygulamadığı için ve hem de son hukuksuz işlemi için suç duyurusunda bulundu. Ancak bir netice alamadı. 
"Suzan ÇELİK Mezbahalar Müdürlüğü’nün Güngören Mezbahasında kötü kokuların geldiği boş bir odada işsiz güçsüz boş bekletiliyor, kendisine bir bilgisayar, telefon dahi verilmiyordu. Hatta odanın kaloriferi bile yanmıyordu. Üstelik ÇELİK o sıralarda hamileydi. 
Raporun ifade ettiği istirahat süresi bitti ve Suzan ÇELİK işyerine geri döndü. Ancak hemen ertesi gün 4,5 aylık hamileyken dayanılmaz sancılar duymaya başladı. Yine doktora gitmek istiyordu. Müdür Yardımcısı bunun mümkün olmadığını çünkü raporunun yeni bittiğini söyledi. Personel işleri birimi yetkilileri de çaresiz kalmışlardı. Müdürün hukuksuz talimatını yerine getirmek durumunda hissediyorlardı kendilerini. Suzan ÇELİK hastaneye gidebilmek için sevk evrakı alamıyordu!
Olay Cuma gününe rastlamıştı. Cumartesi günü evde ÇELİK’in ağrıları şiddetlendi. Eşi acil olarak Esnaf Hastanesine kaldırdı ve Suzan orada tam 3 gün boyunca doğum sancısı çekti. Ağrıları neredeyse ölüm derecesine varan şiddette olmasına rağmen herhangi bir müdahale yapılamıyordu. Ve nihayet bebek kendiliğinden düştü."
"Tüm azaları tamam bir erkek çocuğu olan ve dünyadan birkaç nefes aldıktan sonra ölen bebeği kayınpederi alarak Edirnekapı’daki şehitliğe defin etti. Suzan adını Ömer koymuştu bebeğinin.
Bir sabah vaktiydi ve Suzan hastanenin yenidoğan servisine giderek bebekleri uzaktan seyretti. Bebeği öldüğü için çok üzgündü. Yıllarca anne olmayı beklemişti ve anne olamamıştı işte. Fakat O bebeğinin şehit olduğunu düşünüyordu. Ayrıca böyle ölen çocukların anne babaları için şefaatçi olduklarını biliyordu Suzan.. 
Olaylar dönemin Evrensel Gazetesine yansımıştı.
Bu olaydan sonra Suzan ÇELİK’e Mezbaha’da daha iyi bir oda tahsis edildi ve bilgisayar ve telefon verildi.
ÇELİK Kendisine hastaneye sevk evrakı vermeyerek bebeğinin ölümüne neden olan Müdür Yardımcısı hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ancak ÇELİK bu hukuk girişimiyle ilgili olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap alamadı.."
"Bebeği dünyaya geldikten sonra Suzan ÇELİK Stratejik Planlama Müdürlüğü’ne atandı. 
Müdürlüğe geldiğinde çok sayıda memurun kendisi gibi ani atamaya muhatap kılınmış olduklarını ve bu personele bir masa dahi verilmemiş olduğunu gördü. Bu memurların hepsi önceki dönemlerde işe alınmış yaşları geçkince ve sol görüşlü kişilerden oluşmaktaydı. 
Müdürle görüşmek üzere makamına girdi ve kendisine ne tür bir görev vereceklerini sordu Suzan. Aldığı cevap VAHİMDİ!;
“Buraya atanan 150 kadar personel var hepsine görev verirsem iş yapamam” 
Öte yanda içerideki odada sözleşmeli personellerin büyükçe bir masanın etrafında laptoplarıyla oturmuş halde bulunduklarını gördü Suzan. 
Anlaşılan o ki son dönemde Belediye’de moda olan “Sözleşmeli personelle iş yürütme” eylemi bu müdürlükte de uygulanmakta idi ve kendileri emekliliğe veya istifaya zorlanacaktı. 
Öyle de oldu bu memurlar toplu olarak Fatih’te güvenlik memuru bile bulunmayan deprem hasarlı bir binaya gönderildiler. Suzan’dan hemen hemen tamamı erkeklerden oluşan çok sayıda memurla aynı yerde bulunması isteniyordu.
Tabii ki boş durmadı Suzan bir yazı hazırladı ve durumun vahametini kamuoyuyla paylaştı. Bunun üzerine kendisini merkeze aldılar. 
Ancak Suzan’a burada da herhangi bir iş verilmedi. Ancak bir masa tahsis etmişlerdi. Suzan zaman zaman kendisiyle aynı konumda olan sürgün memuru arkadaşlarının sorunlarını gündeme getiren basın bültenleri hazırlıyor ve bunları Belediye üst düzey yönetimine de gönderiyordu. Bu nedenle sayısız soruşturma geçiriyordu Suzan."
"Suzan ÇELİK Dava sonuçlarının uygulanmadığından bahisle Belediye Başkanı ve üst düzey yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu."
"Ekrem İMAMOĞLU’nun belediye başkanlığı döneminde de Suzan ÇELİK’in sürgün hayatı devam etti. O, Strateji Geliştirme Müdürlüğü’nde bulunduruluyor, mahkeme kararlarının ifade ettiği tüketici hakları ve sokak çocukları konulu görevlerinin başına iade edilmiyordu.
Bunun üzerine ÇELİK İdare’ye bir yazıyla başvurdu ve eski görevlerine iadesini istedi.
Bu istek reddedildi ve bunun üzerine Suzan İdare Mahkemesi’nde bu red cevabının iptali için dava açtı, savcılığa suç duyurusunda bulundu. 
Ancak o güne kadar tüm davalarını kazanan ÇELİK bu sefer kaybetmişti. Mahkeme, talebini reddetmişti ve buna gerekçe olarak karar, özetle, idarenin takdir yetkisi olduğundan bahsederek maaş ve özlük haklarını korumak kaydıyla personeli istediği yerde çalıştırabileceğini söylüyordu. 
Suzan ÇELİK bir yandan istifa ya da emekliliğe zorlanırken öte yandan hukuk mücadelesini sürdürüyordu. 
ÇELİK Mahkemeye istinaf başvurusunda bulundu ancak o da reddedildi. Bunun üzerine Suzan ÇELİK mahkeme kararlarının uygulanmaması suretiyle Anayasal hakkı olan ÇALIŞMA HAKKININ engellendiğini belirterek avukatı aracılığı ile Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.
Konuya ilişkin bilgi belge www.muhtesibhaber.com adresinde DAVALAR bölümünde mevcuttur.."
"Sabretmeye devam ediyordu Suzan! Tayyip Bey hapse giderken son akşam ayaküstü görüştüklerinde ÇELİK’in Zabıta Tüketici Bürosu’nda yaşanan olumsuzlukları anlattıktan sonra  istifa edip gitmeli mi yoksa kalıp mücadele etmeli mi olduğu şeklindeki sorusunu “Sabret, sabır en büyük hazinedir” sözleriyle karşılamıştı. 
Zabıta Tüketici Bürosu’ndan alındığında bunun için dava açmış ve onca  mücadeleyi bunun için vermişti. SABREDİYORDU HALA SUZAN!.."