YÜZLEŞME'DEN bir bölüm - İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde 2000-2002 yıllarında yürütülen başörtüsü soruşturmalarında vahim hadiseler-Ebrehe ve dalkavuklarının hikayesi;
"Başörtülü çalışanlar Belediye’de Beyaz Masa gibi göz önünde bir mekanda bulundurulurken, öte yanda bunlardan devlet memuru olanların soruşturmalara maruz bırakılışı ciddi bir çelişki arz ediyordu.

Bu sürece ilişkin Suzan ÇELİK, bir zabıta müdür yardımcısının, aracını Valiliğin müfettişine vererek elinde telsizle ona yaya eşlik edip, kendisi hakkında denetim yaptırdığına şahit olduğunda çok şaşırdığını şöyle ifade etmektedir;

“Kendi durumumu bıraktım koskoca Müdür Yardımcısının başörtümle çalıştığımı belgelemek adına genç bir Valilik müfettişinin yanında kendisini düşürdüğü duruma üzüldüm.”

Zabıta Müdür Yardımcısının bizzat yaya olarak eskortluk yaptığı Vali Müfettişi, aracından dahi inmemiş aşağılayıcı bir ifade ile otomobilin yarı aralı camından yürütmüştü işlemi.

İşlemin hukuki olmadığı ve korku salma amaçlı olduğu apaçık anlaşılıyordu böylelikle.

Zindankapı’daki İstanbul Vakfı’nın önünde otoparkta gerçekleşen bu denetimden sonra Suzan ÇELİK bir de Valiliğe çağırıldı. Burada gerçekleşen ve denetlemelerdeki hukuksuzluğu anlatan olayı kendisinden dinleyelim;

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan, aralarında şahsımın da bulunduğu 45 kişi hakkında İstanbul Valiliği’nce soruşturma izni verilmişti.

Sokak çocukları için, tüketici hakları konulu olarak gereği halen yerine getirilmemiş davalarım için işletilmeyen 4483 Sayılı Yasa böylelikle, başörtümüz için tıkır tıkır fakat hukuk dışı şekilde işlemişti!

Savunma dosyamı alıp gittim İl Mahalli İdareler Müdürlüğü binasına. Soruşturmanın gayri hukuki olduğunu biliyordum. O nedenle en küçük endişem yoktu. Kendime güvenim tamdı. Yazıda ismi geçen müfettişi buldum ve yanımda götürdüğüm yazılı savunmayı sundum.

Müfettiş beni saygıyla karşıladı. Çay ikram etmek istediğinde geri çevirmedim. Bana kendi annesinin de başörtülü olduğundan söz ediyordu. Müfettişin halinden benim başörtüsünü savunmak amacımın olup olmadığını anlamaya çalıştığı anlaşılıyordu. Buna karşılık onu başörtüsünün sahibi olan Allahu Teala’nın yapacağını, benim oraya hukukumu savunmak üzere gittiğimi söyledim.. vs.

Ebrehe ve fil ordusuna karşı Peygamberimiz (S.A.V.)’in dedesinin de develeri kaybolduğunda kendisini bu şekilde savunmuş olduğunu “Kabenin sahibi Allah, ben develerimin derdindeyim” dediğini hatırlattım. Müfettiş bu konuşmadan oldukça etkilenmişti. Dosyamı bırakıp çıktım.

Fil hadisesi anlatımını da içeren ve Ebrehe ve Dalkavukları başlıklı bir yazı hazırlayıp bunu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının partisinin il merkezine de faksladım. Amacım soruşturmaların hukuk dışı şekilde ve nitelikte yürütüldüğünü ve mesnetsiz olduğunu anlatmak ve yöneticilerin duruşlarına çekidüzen verilmesini sağlamaktı.”

Bu döneme ilişkin anıları gündeme geldiğinde Suzan bir kesimin başörtüsü için tam da o zamanda “Füruat” tanımlaması yapmasına içerlediğini, bu yolla da ayrıca direnişlerinin kırılmak istendiğini düşündüğünü belirtir. Nitekim Belediye’de bir grup hanım direnmemiş ve başörtüsünü açmıştı.

Suzan Belediye’nin dışında, İstanbul Vakfı’nda bulunduğundan daha rahat konumda idi ve bu avantajı da kullanarak telefon ve faks mesajlarıyla hukuki danışmanlık ve koordinasyon hizmeti sunabiliyordu."