Suzan  ÇELİK'in YÜZLEŞME adlı otobiyografi kitabında yer alan konulardan biri de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde bir dönem yaşanan toplu sürgün olayları. İlgili bölüm aşağıda sunulmuştur;

"Toplu sürgüne de muhatap kılındı Suzan

Bebeği dünyaya geldikten sonra Suzan ÇELİK Stratejik Planlama Müdürlüğü’ne atandı.

Müdürlüğe geldiğinde çok sayıda memurun kendisi gibi ani atamaya muhatap kılınmış olduklarını ve bu personele bir masa dahi verilmemiş olduğunu gördü. Bu memurların hepsi önceki dönemlerde işe alınmış yaşları geçkince ve sol görüşlü kişilerden oluşmaktaydı.

Müdürle görüşmek üzere makamına girdi ve kendisine ne tür bir görev vereceklerini sordu Suzan. Aldığı cevap VAHİMDİ!;

“Buraya atanan 150 kadar personel var hepsine görev verirsem iş yapamam”

Öte yanda içerideki odada sözleşmeli personellerin büyükçe bir masanın etrafında laptoplarıyla oturmuş halde bulunduklarını gördü Suzan.

Anlaşılan o ki son dönemde Belediye’de moda olan “Sözleşmeli personelle iş yürütme” eylemi bu müdürlükte de uygulanmakta idi ve kendileri emekliliğe veya istifaya zorlanacaktı.

Öyle de oldu bu memurlar toplu olarak Fatih’te güvenlik memuru bile bulunmayan deprem hasarlı bir binaya gönderildiler. Suzan’dan hemen hemen tamamı erkeklerden oluşan çok sayıda memurla aynı yerde bulunması isteniyordu.

Tabii ki boş durmadı Suzan bir yazı hazırladı ve durumun vahametini kamuoyuyla paylaştı. Bunun üzerine kendisini merkeze aldılar.

Ancak Suzan’a burada da herhangi bir iş verilmedi. Ancak bir masa tahsis etmişlerdi. Suzan zaman zaman kendisiyle aynı konumda olan sürgün memuru arkadaşlarının sorunlarını gündeme getiren basın bültenleri hazırlıyor ve bunları Belediye üst düzey yönetimine de gönderiyordu. Bu nedenle sayısız soruşturma geçiriyordu Suzan.

Bu bültenlerden biri “İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDE YÖNETİM SKANDALI-Karagümrük Yanıyor!” Başlığı ile şöyle;

ISTANBUL BUYUKSEHIR BELEDIYESI'NDE YONETIM SKANDALI

KARAGUMRUKYANIYOR!

Sosyal projeler üst düzey bürokratların, yönetici oldukları şirketlere ihale ediliyor. Memurlar sürülüyor, görevlere hukuksuzlukları ve ihaleleri örtbas etmek üzere sözleşmeli geçici personeller getiriliyor.

Toplu sürgünlerin son adresi Stratejik Planlama Müdürlüğü. Belediye'nin neresinde yönetimle ters düsen memur varsa buraya yollanıyor. "Belediye'nin toplama kampı" olarak ünlenen Stratejik Planlama Müdürlüğü, 150 sürgün memurunun tebliğ-tebellüğ işlemleriyle uğraşıyor. Karagümrük'te bir binaya gönderilen sürgün memurları eski dönemde alınmış mühendis, mimarlardan oluşurken, Başbakan'ın Belediye Başkanlığı döneminde belediyeye girmiş Suzan CELIK bu grupta dikkati çekiyor. ÇELIK, askıya alınan görevlendirme yazısı ve olurları ile mahkeme kararlarına göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde tüketici hakları ve sokak çocukları konulu çalışmaların tek yasal yetkilisi. Ancak o da hukuksuzluk ve ihalelere karşı çıktığı için sürekli sürülüyor. Memur Suzan ÇELİK'in uzatmalı sürgün hayatına ilişkin haberler internet üzerinde şu adreslerde:

http://arsiv.zaman.com.tr/2002/06/27/marmara/h1.htm http://arsiv.sabah.com.tr/2002/06/22/s0605.html http://www.evrensel.net/03/02/04/toplum.html

BELEDİYE UST DUZEY BUROKRATLARI ISLERI KENDI SIRKETLERINE IHALE EDIYOR "DUYMADIM, GORMEDIM, BILMIYORUM" DIYECEK PERSONELLER ISTIYOR" (!)

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNDE SOSYAL PROJELER ÜST DÜZEY BÜROKRATLARA VE ONLARIN YANDAŞLARINA İHALE EDİLİYOR

Belediye’de “Tüm işleri ihaleyle şirketlere gördürme akımı” farklı bir trend kazandı; şimdi de Belediye’ye sınavla alınan memurlar yerine tüm işlere sözleşmeli personeller ve şirket elemanları atanıyor.

Çok sayıda sözleşmeli personelin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin ihaleleri yoğun birimlerinde konumlandırıldığı dikkati çekerken, bu yeni personel politikasının, ihalelerdeki hukuksuzlukları örtmek amaçlı sürdürüldüğü kaydediliyor.

Sözleşmeli personeller göreve, devlet memurları sürgüne, toplama kamplarına..”

Belediye’ye en son memur ataması 2005 yılında itfaiye ve zabıta birimlerine yapıldı, o tarihten bu yana memur atamasıyla ilgili bir talepte bulunulmadı. Bu durum “Belediye’de iş bitti mi?” Sorusunu gündeme getirirken, aksine, İstanbul Büyükşehir Belediyesi son dönemde yoğun şekilde sözleşmeli personel alımına gidiyor.

Öte yandan yıllarca önemli işlere imza atmış memurlar ise toplu şekilde kızağa alınıyor.

İnsan Kaynakları ve Eğitim Daire Başkanlığı İnsan Kaynakları Müdürlüğü’nde oluşturulmuş bir kurul tarafından yürütülen hukuka aykırı atama ve görevlendirme işlemleri memurları canından bezdiriyor, istifaya zorluyor.

Çıkar gruplarının etkisiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kasıp kavuran haksız kadrolaşma faaliyetleri sınır tanımıyor.

İşte birkaç çarpıcı örnek;

Belediye Başkanlığı’nın 12734-37-810-650-1514 sayı ve 25.12.2001 tarihli Oluruna göre Memur Suzan ÇELİK halen sokak çocukları çalışmalarının tek yasal yetkilisi ancak o uzun zamandır sürgünde.

İhalelerdeki hukuksuzluklara ve haksız gidişe dur demenin karşılığı sürgün (!)

Uzatmalı sürgün hayatı devam eden Memur Suzan ÇELİK 2002 yılında, Piyerloti ihalesine karşı çıkmış, İhaleyle Eyüp’ün Mukaddes Tepesi’nde bulunan ve tarihte çocuklar için kullanılmış sıbyan mektebi eksenli tarihi yapıların çocuk projelerine tahsisini istemişti.  (konuyla ilgili 06.05.2002 tarihli resmi yazı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nde 17277 numara ile kayıtlıdır)

 

Memur Suzan ÇELİK, Piyerloti ihalesinin hukuksuzluğuna dikkat çeken yazısına cevap beklerken Mezbahalar Müdürlüğü’ne sürülmüş, bu sürgünle yasalar gereği tarihi aslına uygun şekilde çocuklar için kullanılması gereken yerler lokanta ve çay bahçesi olarak kullanılmak üzere Atalar Kuyumculuk adlı şirkete 10 yıllığına kiraya verilmişti (İlgili haberler için internet üzerinden

http://arsiv.zaman.com.tr/2002/06/27/marmara/h1.htm http://arsiv.sabah.com.tr/2002/06/22/s0605.html http://www.evrensel.net/03/02/04/toplum.html

Adreslerine girilebilir).

Memur Suzan ÇELİK’in sürgüne gönderilmesiyle başlatılan ihale süreci, Piyerloti ile sınırlı kalmadı. Onun Belediye’de başlattığı sokak çocukları proje çalışmaları da ihale konusu yapıldı ve İSMEM adıyla bir birim kurularak işler tümüyle, bazı üst düzey bürokratların yönetim kurulu üyesi olduğu İSTANBUL SAĞLIK YATIRIMLARI VE İŞLETMECİLİĞİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ (SAĞLIK A.Ş.)’ye ihale edildi.

Hatta pervasızlıkta daha ileri gidildi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinde Sokak Çocukları Projesi için kullanılması kararlaştırılan başka binalar da yine Sağlık A.Ş.’nin farklı işlerine tahsis edildi. Suzan ÇELİK’in yazılı olurla Belediye’de başlattığı “SOKAKLARIN ÇATISI OLSUN” adlı proje kapsamında sokak çocukları için kurgulanan binalar bozularak tamamen farklı işlerde kullanılmak üzere Şirkete tahsis edildi;

Sokak çocukları için Eminönü Ebusuud Caddesi’nde kurulan çocuklar için iç çamaşırları dahil her türlü donanımı haiz 6 katlı bina tamamen bozuldu ve Sağlık A.Ş.’nin ihale ile yürüttüğü Kadın Sağlığı çalışmalarının idari hizmetlerine tahsis edildi. Kartal Uğur Mumcu Mahallesi Serçe Sokak’ta sokak çocukları için kullanılacağı açıklanarak temeli atılan bir başka bina da inşaatı bitince yine Kadın Sağlığı çalışmalarına tahsis edildi..

(Tüm bu binaların vahim akıbetini anlatan bilgi ve belgeler mevcuttur).

Olur yazısının askıya alınmasıyla sadece binalar değil, sokak çocukları çalışmasına sivil toplum örgütlerinin katılımı da devre dışı bırakıldı. Suzan ÇELİK’in sürgünleriyle askıya alınan yazılı olurunda, sokak çocukları proje çalışmalarının İstanbul Vakfı ile ortaklaşa yürütüleceği belirtiliyordu. İstanbul Vakfı, İstanbul Sanayi Odası, Ticaret Odası ve Ticaret Borsası’nın kurucusu olduğu bir sivil toplum örgütü. (Askıya alınmasına rağmen halen geçerli olan 12734-37-810-650-1514 Sayı ve 25.12.2001 tarihli İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı OLUR’una ilişkin yazı, belge olarak mevcuttur)

 

Olur yazısı askıya alınınca İstanbul Vakfı, proje çalışmalarında devre dışı bırakıldı ve böylece İstanbul Büyükşehir Belediyesi üst düzey yetkililerine alenen para ödemesi yapan ticari bir kuruluş olan Sağlık A.Ş. lehine trilyonluk ihalelere yol açılmış oldu. 

 

Suzan ÇELİK, Ali Müfit GÜRTUNA’nın Belediye Başkanlığı sona erince Sağlık İşleri Eski Müdürü Hikmet BAYRAM’ın talimatı ile, ihaleyi kazanan Sağlık A.Ş.’nin çalışmaları hakkında Belediye Başkanlığı’na sunduğu raporla vahim gerçekleri gündeme getirdi. İşte bu rapor hem Suzan ÇELİK’in hem de Sağlık İşleri Eski Müdürü Hikmet BAYRAM’ın son sürgünlerinin sebebi oldu.

 

Yazı İşleri Müdürlüğü’nün 53195 evrak kabul sayısı ile 30.11.2004 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na sunulan ve Sağlık A.Ş. tarafından Sokak Çocukları Meslek Edindirme Merkezi (İSMEM) adıyla işletilen kuruluşla ilgili raporda altı çizilen vahim gerçeklerden birkaçı şöyle:

“1-İSMEM’in, İSTANBUL SAĞLIK YATIRIMLARI VE İŞLETMECİLİĞİ SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ (Sağlık A.Ş.)’ne ihalesine ilişkin bir şartname doğrultusunda işletildiği, başkaca herhangi bir resmi yazı-izin, hatta bir yönetmelik bile bulunmadığı anlaşılmıştır.

2-İSMEM’de devlet memuru statüsünde sadece bir Merkez Müdürü istihdam edilmiştir. Ayrıca İSMEM Müdürü Kamil EYÜPOĞLU Belediye’nin sokak çocukları konulu projelerinin tümünden sorumlu olduğunu beyan etmiştir. Oysa Meslek Edindirme Merkezi’nde yürütülecek çalışmalar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sokak çocukları sorununa ilişkin olarak yürütmesi gereken projenin belki sadece bir ayağı olabilir.

3-Öte yandan Sağlık A.Ş.’ye bağlı olarak görev yapan ekipte verimsiz bir şişkinlik göze çarpmaktadır..

4-Merkez’e giren malzemelerin nasıl temin edildiği ve gençlerin örneğin marangoz atölyesinde ürettikleri materyallerin nereye gittiği sorgulanmalıdır. Belediyemiz’den ihale alan Sağlık A.Ş.’nin burada kullanılacak eğitim materyallerinin ve malzemelerin temini konusundaki faaliyetleri ciddi şekilde araştırılmalıdır.. Ayrıca atölyelerde üretilen malzemeler nereye gitmektedir.. “ortaya çıkan ürünlerin maliyetinden kimler ne gibi çıkarlar sağlamakta ve  bu hizmetler hangi amaçla kullanılmaktadır?”..

5272 Sayılı Yasa gereği; belediyelerin, sokaklarda çalışan ve yaşayan çocuklar için etkin çalışmalar yapması ve bu kapsamda koruma evleri açması yolunda hukuki sorumlulukları vardır.

Ancak öte yandan belediyeler sokak çocukları sorununun çözümüne ilişkin önlemler alırken yasaları ve hukuk ilkelerini de gözetmek zorundadır.

İşte bu rapordan sonra Suzan ÇELİK de Hikmet BAYRAM da yeni sürgünlere muhatap kılındı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde sürgün olayları artarak devam ediyor. Görevlere, hukuksuzluklara itiraz edecek memurların yerine ihalelerdeki hukuksuzlukları örtbas etmek üzere sözleşmeli geçici elemanlar getiriliyor.  

 

Memur Suzan ÇELİK’in yaşadığı sürgünler sadece sokak çocukları konusuyla sınırlı değil. O daha önce de, Zabıta’da kurduğu Tüketici Bürosu, bir dönem işe alınan iktisat müfettişlerine iş icat edilmesi gayretleri yüzünden etkisiz hale getirilmek istenince 02.11.1998 tarihinde yazılı itiraz etmiş (Yazılı itiraza ilişkin belge mevcuttur) ve görevinden alınmıştı.

 

Hem tüketici hakları, hem de sokak çocukları konularındaki görevleri kesintiye uğratıldığı için yıllardır mücadele eden Memur Suzan ÇELİK İstanbul 3’üncü İdare Mahkemesi’nde açtığı davaları kazandı. (yürütmenin iptali isteminin kabulüne ilişkin İstanbul 3’üncü İdare Mahkemesince verilen 13.04.2000 Tarih ve E:1998/1506 Sayılı Karar ve 28.04.2006 Tarih ve E:2005/347 Sayılı Karara ilişkin yazılar mevcuttur)

 

Mahkeme Kararı sonuçlarının gecikmeksizin uygulanması gerekiyor, ancak aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde bu kararlar halen uygulanmış değil. Üstelik dava sonuçlarına rağmen, tüketici hakları ve sokak çocukları konulu işleri birilerine peşkeş çekilen Memur Suzan ÇELİK’in sürgün hayatı devam ediyor.   

 

Suzan ÇELİK’e sokak çocukları konulu ihalelerin nasıl gittiğini anlatan raporu hazırlattıran Hikmet BAYRAM’a da şimdilerde başhekimlik bile yaptırılmıyor. Sağlık İşleri Eski Müdürü Hikmet BAYRAM sürgünde, Onun Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı bünyesindeki birimine sözleşmeli personeller müdür yardımcısı olarak atanıyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde hukuka aykırı personel politikası uygulamaları sınır tanımıyor.

 

Sözleşmeli personellerin yönetici olmaları yasaya aykırı. Ancak Sağlık ve Hıfzıssıha Müdürlüğünün tek etkin Müdür Yardımcısı Bilal TANRIVERDİ son dönemde işe alınan bir sözleşmeli personel. Bilal TANRIVERDİ’nin Müdürlüğü sadece sözleşmeli personel olmasıyla şaibe kazanmıyor. O daha önce, şimdi bağlı bulunduğu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı’nın hizmet ihalelerinin yıllardır değişmez sahibi olan Sağlık A.Ş.’de çalışıyordu.

 

Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Müdür yardımcısı Bilal TANRIVERDİ’nin varlığı, aynı zamanda Belediye’de hizmet alımı ihalelerinin haksız rekabet ortamında yürütüldüğünün de açık kanıtı.

 

Belediye’de sokak çocukları, özürlüler, kadınlar gibi konularda yürütülen tüm işlerin Sağlık A.Ş.’ye ihale edilmesinde, şartnamelerin uygun şekilde hazırlanması vs. gibi faaliyetleriyle başrolü oynayan isimlerin başında gelen .. de, her dönem baş tacı ediliyor. .. nin son dönemde Darülaceze’ye müdür yardımcısı olarak atanması, pek yakında oradaki işlerin de ihalelere konu edileceğinin işaretini veriyor.

 

Halkın şikayet Bürosu “Beyaz Masa” Halkla İlişkiler Birimi’nde memur personelin başına “Koordinatör” sıfatıyla Belediye’nin iştirakçisi olduğu şirketlerden birinin  elemanını atayan yetkililer, bu yeni dönemde çok sayıda Devlet Memuru’nu alenen işsiz-güçsüz boş bekletiyor.

Hukuksuz kadrolaşma ve haksız atama işlemlerinin son örneği “Pes doğrusu!” dedirtecek boyutta olaylarla bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Stratejik Planlama Müdürlüğü’nde yaşanıyor.

Daha önce adı Araştırma Müdürlüğü olan Stratejik Planlama Müdürlüğü, sürgün amaçlı memur atamalarının tebliğ-tebellüğ evrakları yüzünden iş yapamaz hale geldi. Belediyenin neresinde yönetimle ters düşen memur varsa bu müdürlüğe yollanıyor. Gariptir ki aslında Bu müdürlükte de aktif kadrolar sözleşmeli personel ve şirket elemanlarından oluşturuluyor. Yani İnsan Kaynakları Müdürlüğü ısrarla memur yolluyor ama Stratejik Planlama Müdürlüğü’nde  memura iş yok (?). 

Görevlerinden aniden alınarak bu müdürlüğe atanan 150 kadar devlet memuru, aralarında “Kadir TOPBAŞ bizi bankamatik memuru yaptı” diye yakınıyor. 

Sözleşmeli personel ve şirket elemanlarına 5 yıldızlı otel konforunda binada hertürlü teknik imkan.. Devletin memuruna bilgisayar ve telefon bile yok (!)

Stratejik Planlama Müdürlüğü’ne sürülen memurlar ortalıkta fazla göze çarpınca formül bulundu; Bunlardan 57 kişilik bölümü Kartal’da bir binaya, 48 kişilik kısmı da Karagümrükte bulunan bir başka binaya taşındı. Belediye’de Müdürlüğe ait en büyük odanın sahibi olan sözleşmeli personel ve şirket elemanlarına ise ayrıca Süleymaniye’de 5 yıldızlı otel konforunda bir bina tahsis edildi.

Memurlar, gönderildikleri yerlerde kendilerine sabah, öğlen ve akşam düzenli olarak imza attırılması dışında herhangi bir görev tevdi edilmediğinden, bilgisayar-telefon vs. gibi en basit çalışma olanaklarının bile sağlanmadığından yakınırken daha başka bazı önemli hukuksuzluklara da dikkat çekiyorlar.

Haksızlıklara direnen memurlar “Toplama Kampı”na, sözleşmeyle işe alınan kişiler göreve..

Sürgün yeri” olarak anılan ve bir nevi “toplama kampı” olduğu bildirilen Stratejik Planlama Müdürlüğü’nün işsiz memurlar ordusu elemanları ilginç çalışma hayatı öyküleriyle tanınıyor. Görevleri nedeniyle yönetimle şu veya bu şekilde karşı karşıya gelmiş bu memurlar arasında Mühendisler, iletişim uzmanı ve teknik elemanlar var. Yani Stratejik Planlama Müdürlüğü’nün “sürgün memurları” Türkiye’nin genel işsizler ordusundaki vasıfsız eleman statüsüne dahil değil, aksine onlar vasıfları nedeniyle işsiz bırakılan insanlar.

Sürgün Memurlarının önemli bölümü Belediye’de yürüttükleri işlerin kesintiye uğraması nedeniyle çeşitli davalar açmış, kazanmış, fakat haklarındaki Mahkeme kararları halen uygulanmamış kişilerden oluşuyor. Belediye’de daha önce tüketici hakları ve sokak çocukları konusunda çalışmalar yapmış Memur Suzan ÇELİK bu grupta dikkati çeken isimlerden biri. 

Yeni personel politikalarıyla belediyeler etkisizleştirilmek isteniyor(!).

Hem fiziki, hem de psikolojik anlamda halka en yakın yönetim birimi belediyeler. Yöneticilerini halkın seçtiği belediyeler, bu yönüyle siyasi, fakat çalışanlarının devletin elemanı olması yönüyle de sürekli ve sürdürülebilir hizmet imkanına sahip.

Örneğin, siyasi tercihlerle iş başına gelen bir yönetici emir verdiğinde yasalar gereği bir memur, bu emrin suç teşkil edip etmediğini, kanunsuz olup olmadığını denetleme sorumluluğunu üstlenmiştir. Konusu suç teşkil eden işler yapılamaz.

Devlet memurlarının Belediye’de etkisizleştirilmeleri ve onların yerine sözleşmeli, geçici personellerle şirket elemanlarının istihdam edilmeleriyle özdenetim mekanizması baltalanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yeni personel politikası uygulamaları “Kamu hizmetinde süreklilik, devamlılık” gibi unsurları hedef alıyor.”

Memurlar, kendileri boş bekletilerek istifaya zorlanırken onların yerine işe alınan geçici memur ve şirket elemanlarının halkın sorunlarının çözümü yolunda konum olarak etkisiz olduklarına dikkat çekiyor ve şöyle diyorlar;

“görevlerimizle ilgili işler, hukuksuz ihaleler vs. gibi faaliyetlerle kesintiye uğradı diye açtığımız davalar 2 yıla yakın zaman sürmüştü. Yerlerimize alınan elemanların Belediyeyle bağlantısı ise kanunen en fazla bir yıldır. Bu durumda hizmette bir aksaklık olduğunda halkın çıkarları nasıl korunacak? Belediye yöneticileri son dönemde sürdürdükleri hukuksuzluklarla suç üstüne suç işliyorlar”

Memurlar, yerlerine sözleşmeli personeller ve şirket elemanları atanarak kendilerine reva görülen sürgünlere rağmen ısrarla soruyor; Belediye, Yasal Yükümlülüğü Olan İşleri Şirketlere Neden ihale Ediyor?

 

Belediye üst düzey yöneticisi Encümen ve İhale Komisyonu Üyelerinin, ihalelere katılan ve ihalelerin yıllardır değişmez sahibi olan şirketlerde yönetim kurulu üyesi olmaları ve vesileyle şirketlerlerden paralar almaları “İhalelerde rekabet, eşit muamele ve güvenilirlik ilkeleri”ni tehlikeye düşürüyor.

BELEDİYE UST DUZEY BUROKRATLARI ISLERI KENDI SIRKETLERINE IHALE EDIYOR “DUYMADIM, GORMEDIM, BILMIYORUM” DIYECEK PERSONELLER ISTIYOR” (!)”

Suzan bu mücadeleleri nedeniyle soruşturma üstüne soruşturma geçiriyordu. Ancak bu soruşturmaların hepsi mesnetsizdi. Hatta Suzan kulaklıkla kürtçe ilahi dinlediği için bile soruşturma geçirmişti. Oysa o boş bekletilen memurlardan biriydi.. Bu konuda Suzan ÇELİK’in SÜRGÜN ŞİİRLER adlı kitabında “Dili Yok Sevdanın” adlı bir şiiri mevcuttur.

Bir defasında sol görüşlü o memurlarından biri Suzan ÇELİK’in savunmasını okumuş ve bunun “Sokrates’in savunması”na benzediğini söylemişti."