Suzan ÇELİK'in 1998-2002 yılları arasında Yenişafak Gazetesi'nde yayınlanmış köşe yazılarından örnekler internet kısayol adresleriyle sunulmuştur;
 

İstasyonlarda içki satılmayacak; fakat!
19 Oca 2001, Cuma 

Araç sürücülerini alkol kullanmaya teşvik anlamına gelen tuhaf uygulamaların sonu gelecek gibi görünüyor. Bu yolda iki kanun çalışması gündemde. Ancak ilgili kanun teklifi metinlerinde bazı olumsuzluklar var.

Bunlardan biri İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu''nda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun. Meclis Genel Kurulu''nda kabul edilen 4619 numaralı Kanun''un bugünlerde onay için Cumhurbaşkanı''na sunulacağı bildiriliyor. Cumhurbaşkanı, kanunu onaylamadan, metinde yer alan bazı çelişkilere dikkat çekmek istiyorum; ülkemizde içki satışına ruhsat veren kurum Tekel Genel Müdürlüğü''nün bağlı bulunduğu Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen''in danışmanı Zihni Doğu''dan aldığım bilgiye göre ilgili maddenin metni şöyle:

"Akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında hacmi %5''ten fazla alkol içeren yüksek alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez."

Özel sektörün ürettiği "light" biraların %5''in altında alkol içerdiği bildiriliyor. Bu durumda yasa sanki sadece Tekel''in satışını engelliyor gibi. Alkol alkoldür. Bu durumda eskiden bir bira içenler bundan sonra birkaç bira içecekler!

Konuyla ilgili bir başka çalışma da Karayolları Trafik Kanunu''nun Ek Madde-12''sinin değiştirilmesine dair kanun teklifi. Halen Meclis gündeminde bulunan bu teklifin içeriğiyle ilgili olarak bilgi almak üzere İçişleri Bakanlığı Basın Müşaviri Mithat Dumanlı ile görüştüm. Dumanlı''nın faksladığı metin aynen şöyle:

"Ek-Madde 12- Konaklama yerleri ve belediye mücavir alanları hariç olmak üzere otoyollarda, devlet ve il yollarındaki yapı ve tesislerde alkollü içki satılmasına ve içilmesine izin verilmez..."

Anlamadığım şu; belediye mücavir alanları neden kapsam dışı bırakılıyor?

Bu hususları ilgililerin ve özellikle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''in dikkatine sunuyorum.

Yazılarımız doğrulanıyor

Akaryakıt dağıtım firmaları ve istasyon sahipleri, alkollü içkileri ısrarla satmaya devam ederlerken, sorunla ilgili çok yönlü araştırmamız sürüyor. Trafikçi okurum Ahmet Şener Yıldız gönderdiği mesajda, liseler için hazırladıkları Trafik Bilgisi ders kitabında yer alan bazı bilgileri sunmuş. Mesajda şu bilgiler yer alıyor:

"Devlet İstatistik Enstitüsü''nün verilerine göre trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin % 60''ının alkol kurbanı olduğu belirlenmiştir... Gelişmiş ülkelerde trafik cezalarının daha caydırıcı ve etkin bir şekilde uygulandığı görülmektedir. Alkollü iken araç kullanan sürücülerin sürücü belgeleri iptal edilmekte, araçlarına geri verilmemek üzere el konulmaktadır."

Yazılarımızı doğrulayan bir başka açıklama da İçişleri Bakanı Sadettin Tantan''dan geldi. Tantan açıklamasında şunları söyledi: "Devletin görevi suç olmadan önce onu önleyecek sistemi devreye sokmaktır. Suç olduktan sonra insanları yakalayıp, yargılayıp onları hapsetmek devletin asli görevi değildir.

Sadece trafik değil, her türlü suç hareketinde herkesin kendi gerçeğini önüne koyup, nerede hata yaptığını düşünüp, tedbirleri niçin uygulamaya geçirmediği düşüncesi içerisinde kendi kendini yargılamak zorundadır." Umarım sessizliklerini koruyan İstasyon sahipleri de bu konuda tatminkar bir açıklama yapacaktır.

Enerji tasarrufu görevimiz

Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, Enerji Tasarrufi Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada, tasarruf konusunda belirlenen hedeflere, elektriği karartıp üretimi durdurarak değil, yaşam kalitesi ve üretimden fedakarlık etmeden ulaşılması gerektiğini bildirdi. Milli Eğitim Bakanı, "Enerji savurganlığını azaltmak için, öğrencileri ve tüketicileri bilinçli kılmalıyız" dedi. Öğrencilerin yarının hem üreticileri, hem tüketicileri olduklarını belirten Bostancığolu; "Tüketiciler de bilinçlendirilmeli. Çünkü onlar hem tasarrufta hem de birim enerji ile daha iyi sonuç almada önemli rol oynayacak kişilerdir" dedi.

Okullarda tüketici dersi neden yok?

Milli Eğitim Bakanı''nın tasarruf konusunda tüketici bilincinin önemine işaret eden açıklamasını görünce aklıma ister istemez bu soru geldi. Beş yılı aşkın bir süredir ülkemizde yürürlükte olan Tüketici Kanunu tüketicinin bilgilendirilmesi amacıyla eğitim sisteminde çeşitli düzenlemeleri öngördüğü halde bu yolda hâlâ hiçbirşey yapılmış

değil. Bu yöndeki çalışmalar öğretmenlerin kendi gayretleriyle sürdürdükleri eğitsel kol faaliyetlerinin ötesine ne yazık ki gidemiyor. Sayın Milli

Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu''na önemle duyurulur. 

Alkolde yasal teşvik!
22 Oca 2001, Pazartesi

Bir süredir akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışı saçmalığını gündeme getiriyor, araç sürücülerinin mecburi uğrak mekanlarında, uzmanların deyimiyle "görsel uyaran"''lara muhatap edilmelerinin mantıksızlığını vurguluyorum. Bu sırada bir kanun değişikliği gündeme geldi. Meclis Genel Kurulu''nda kabul edilip Cumhurbaşkanı''nın onayına sunulan 4619 Numaralı Kanun''un öğrenebildiğim metniyle yayınlanmaması için elimden geleni yapmaya çalıştım. Çünkü 4619 Sayılı Kanun, genel olarak akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışını önlüyor gibi gözüküyor, ancak belli oranda alkol içeren özel sektör biralarının satışına resmen yeşil ışık yakıyordu. Yazımızın yayını nedeniyle bir radyo kanalının haber programından aradıklarında yaklaşık yarım saat Sayın Cumhurbaşkanı''na yönelik benzer sesli uyarıları tekrarladım. Amacım, Cumhurbaşkanı kanunu bu şekliyle onaylamadan yanlışın düzeltilmesiydi. Ancak maalesef kanun eleştirdiğim haliyle Resmi Gazete''de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun şöyle diyor:

"Madde-3....Akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında, hacmen yüzde 5 alkolden fazla alkol içeren alkollü içkilerin satışı için ruhsat verilmez..."

Aynı maddede alkollü içki satışı öğrenci yurtları, spor kulüpleri, her türlü öğretim ve eğitim kurumları, kahvehane, kıraathane, pastahane, bezik ve briç salonlarında tamamen engelleniyor, bu tür ürünlerin reklamıyla küçüklere satışı da herhangi bir limit öngörülmeden tamamen yasaklanıyor. Demek ki kanun, içkinin az ya da çok oranda alkol bulundurmasını aynı değerde tehlikeli buluyor. Buna karşın aynı maddede araç sürücülerinin belli oranda da olsa alkole teşvik edilmesi çelişki ifade etmiyor mu?

Şimdi bu yanlışın da düzelmesi için yeniden bir kanun çalışması gerekiyor. Zararın neresinden dönülse kârdır. İlgili tüm kurum ve kuruluşları, tüketici örgütlerini ve basın-yayın organlarını tepki vermeye çağırıyorum.

Trafikçilerin yasaya tepkisi

Sürücülere açık alkol teşvikinin engellenmesi için yayınlanan yazılarımız kamuoyunda geniş yankı buldu. Konu şimdi email grupları dahil birçok platformda tartışılıyor. Bu arada Trafikçi Okurum Ahmet Şener Yıldız''ın gönderdiği mesajlar araştırmalarımıza ışık tuttu. Kendisine teşekkür ederek son mesajını aynen vermek istiyorum;

"Maalesef sözünü ettiğiniz Kanun Resmi Gazetede yayımlanmış. Bana trafik email grubundan gelen bir maili size gönderiyorum. Trafik Gönüllüleri Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamit Hancı imzasını taşıyan mesaj şöyle: ''İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun''un, yalnızca yüzde 5''in üzerinde alkol içeren içkilerin akaryakıt istasyonlarında satışını yasaklaması şu anlama geliyor; Akaryakıt istasyonları artık bira satılabilir. Çünkü bira %5''in altında alkol içerir.

Bu "Bira içki değil meşrubattır" kandırmacasını tekrarlıyor gibi. Yıllardır biranın kahvehanelerde satışına izin veren zihniyet şimdi satışı akaryakıt istasyonlarında serbest bırakmıştır. Oysa aç karnına tek bir şişe bira bile sürüş yeteneğini çok olumsuz yönde etkiler ve kazaya sebep olur.''"

Yönetimde şeffaflık yok!

Tüketici Hakları Derneği 10. kuruluş yılını kutlarken Dernek Başkanı Turhan Çakar yaptığı açıklamada Türkiye''de sosyal devlet ilkesinden giderek vazgeçildiğinin altını çizdi ve "Birçok bakanlıkta şeffaflık yok. Bazı bilgiler saklanıyor. Ülkeyi yönetenler, görevlerini kötüye kullanarak Anayasa suçu işliyorlar" şeklinde konuştu.

Et sorunu yine gündemde

Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, "Türkiye''de herşeyin çivisi çıkmış" dedi. Yetkin, Türkiye''nin en büyük gruplarından birinin satış mağazasında eşek eti satıldığını, bu yöndeki raporun buharlaştığını, değiştiğini belirti. Yetkin, "Türkiye patronlar ülkesi olsun, sermaye gelişsin, herkes istediğini alsın satsın" mantığının ülkeyi bu hale getirdiğini öne sürdü. Yetkin denetim için de kurul oluşturulmasını önerdi.

https://www.yenisafak.com/yazarlar/suzan-celik/yasal-alkol-canavari-yollarda-46229

Yasal alkol canavarı yollarda
25 Oca 2001, Perşembe

Uyarılarımıza rağmen trafikte alkol kullanımını körükleyecek kanun hızla hayata geçiriliyor. Biralar akaryakıt istasyonlarında bundan böyle yasal olarak boy gösterecek. 4619 Sayılı Kanun''un 3''üncü maddesi trafik cinayetlerini birilerinin (?) lehine kitabına uydurmanın öteki adıdır.

İspirto ve ispirtolu içkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun''un çelişik maddesi kahvehane türü yerlerde alkollü içki satışını tamamen engellerken alkolün zararını kabul ediyor, fakat öte yandan özel sektör biralarını akaryakıt istasyonlarında resmen sattırıp trafik terörüne yeşil ışık yakıyor.

Kanunun Cumhurbaşkanı''ndan onay alıp Resmi Gazete''de yayınlandığı geçtiğimiz Cumartesi gününden itibaren şahsen ben mücadele başlattım.

Basın-yayın kuruluşlarında görevli meslektaşlarımı haberdar ettim, milletvekillerini aradım, gönüllü ve resmi kuruluş yetkilileriyle görüştüm.

Birileri harekete geçinceye kadar bu mücadele sürecek. Bu arada son gelişmeleri duyurmak istiyorum;

Müstakil Tüketiciler Birliği yazılarımızdan sonra basın açıklaması yaptı. Açıklamada şöyle denildi:

"Bu bir cinayettir. Kanuna göre bundan böyle akaryakıt istasyonlarında %5''den düşük alkol içeren bira türü içecekler rahatlıkla satılabilecektir. Ancak bu içeceklerin bünyeye göre az ya da çok miktarda alınması sürüş yeteneğini etkileyecek sarhoşluğa yol açmaktadır. Trafik canavarının yollardaki kan izi temizlenemezken, benzincilerde alkollü içeceklerin satılması resmen bu ülke insanının canıyla oynamaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi''ne sesleniyor ve soruyoruz; ''Benzincide içki satılır mı?'' Bu yasa maddesi, Anayasa''da güvence altına alınmış yaşama hakkını açıkça ihlal demektir.

Siyasi parti temsilcileri bu yasa hükmünün iptali için bir an önce Anayasa Mahkemesine gitmelidir."

Tüketici sesini yükseltiyor

Alışverişler konusunda köşemize faks ya da internet yoluyla gönderdiğiniz şikayetlerin çözümü için çalışmalarımız, öncelik sırası dahilinde sürüyor.

Bu arada, büyüteçe aldığımız sorunu, trafikte alkol tehdidini azdıracak yasal teşvikte geri adım atılıncaya kadar takip etmemiz gerekiyor.

Sorunun boyutları tüketici hakları açısından düşündürücü. Mesela istasyon sahiplerinin ve akaryakıt dağıtım firmalarının bu tavrı, alkollü içki satılan yerlerden alışveriş yapmama prensipleri olan tüketiciler için bir dayatmadır. Araba kullananlar market raflarında bu içeceklerin dizili olduğu akaryakıt istasyonlarından mecburen alışveriş yapmaktadır. Asıl acı olan şu; halkın oylarıyla işbaşına gelenler uyarılarımıza rağmen kanunu bu haliyle yayınlatarak dayatmaya ortak oldular.

Konu şimdi birçok platformda tartışılıyor.

Aynı zamanda trafikçi olan okurum Ahmet Şener Yıldız, gazetedeki yazılarımızı kopyalayıp, üyesi olduğu 3 bin kişilik çeşitli email gruplarına internet yoluyla gönderdiğini bildirirken bu vesileyle aldığı bir mesajda yazılı olanları bizimle paylaşıyor. Avukat Cenk Akduman''ın gönderdiği mesajdaki tepkisi şöyle;

"Mevcut düzenleme yasalara, hukuka ve ''Devlet vatandaşlarının vücut sağlığını korumakla yükümlüdür" gibi temel prensipler içeren Anayasamız''a aykırıdır." Av. Akduman, olayın faillerinin bu yanlıştan dönmelerini beklemenin iyimserlik olacağı görüşünde. Akduman ayrıca meslek yaşamlarında karşılacakları ilk davada bu konuda atılım yapmayı görev bileceklerini vurguluyor.

Gönüllü trafik örgütlerine çağrı

Trafikte alkol kullanımına teşvike yeşil ışık yakan yasanın birilerinin can ve mal güvenliğine kastetmeden değişmesi için mesajlarımız sürüyor. Trafik Gönüllüleri Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İ. Hamit Hancı''nın açıklamasını duyurmuştuk. Görüşlerini merak ettiğimiz başka kuruluşlar da var; Trafik Kazalarını Önleme Derneği, Trafik Canavarına Dur Derneği, Türkiye Trafik Canavarını Yok Etme Vakfı, Trafik Kazaları ve Yardım Vakfı ve İstanbul Trafik Vakfı bunlardan birkaçı.

Yetkililer duyuyor mu?

Özel sektör biralarını akaryakıt istasyonlarının raflarına dizecek kanunun trafik terörüne davetiye çıkarmaması için göreve çağırdığımız milletvekillerinin yanısıra bizzat görüştüğüm mercilerin başında Rüştü Kazım Yücelen''in temsil ettiği Devlet Bakanlığı geliyor. Bakan''ın Özel Kalem Müdürü Yılmaz Adıgüzel, aradıktan sonra kendisine yazılarımızı, ilgili kanunun eleştirdiğimiz maddesini içeren tüm bilgileri faksladım. Şimdi bu yönde gelişmeleri bekliyor, atılacak ciddi adımları bu köşeden duyuracağıma dair söz veriyorum.

 

Pazarlamacıdan alışveriş sorun oluyor
29 Oca 2001, Pazartesi

Mehmet Can Güneş''in posta yoluyla elimize ulaşan şikayeti, artarak devam eden kapıdan satış sorunlarından birine işaret ediyor. Yasal haklarımızı hatırlamamız açısından sorunu büyüteçe almak istiyorum. Sayın Güneş Den-Paş Aktif Satış Organizasyonu isimli firmadan tencere seti satın almış. Sanırım tüketicimizi, bu tür satışların alışıldık taktiği haline gelen "ürün yanında hediye" vaadi etkilemiş. Oysa sözleşme incelendiğinde aslında hediye olan fırının satış fiyatının da ödemeye dahil edildiği anlaşılıyor.

Sözleşmeyi incelediğimde gözüme çarpan bir başka husus da cayma hakkıyla ilgili. 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''un Kapıdan Satışlarla İlgili 8''ince maddesi tüketiciye cayma hakkını açık ve net olarak bildirmeyi öngörüyor. Oysa bu husus sözleşmede üstü kapalı olarak sadece "4077 Sayılı Tüketici Yasasının 7-8 ve 9. maddeleri aynen uygulanmaktadır. " İbaresiyle geçiştirilmiş. Kanun şöyle diyor;

"Madde-9. Kapıdan satışlarda satıcı, hazırladığı sözleşme, fatura veya tesellüm makbuzu ile birlikte en az 12 punto siyah koyu harflerle yazılmış ''Tüketicinin hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin yedi gün içerisinde malı reddederek alım-satım işleminden cayma hakkının var olduğunu ve cayma ihbarının satıcıya bildirimi tarihinden itibaren on gün içinde de tüketicinin vermiş olduğu bedelin, kıymetli evrakın ve tüketiciyi bu hukuki işlemden dolayı borç altına sokan her türlü belgenin satıcı tarafından iade edileceği''ni bildiren bir belgeyi; sahip olduğu hakların kendisine anlatıldığını, cayma hakkını açıklayan belgenin kendisine teslim edilip satıcının açık adresinin bildirilmiş olduğunu beyan eden ve tüketici tarafından da imzalanmış olan bir tutanak karşılığında tüketiciye vermekle yükümlüdür.

Satıcının bu belgeyi ibraz edememesi ya da ibraz etmemesi halinde, satıcının bu belgede belirtilmiş olan borçlarını yerine getirmemiş olduğu kabul edilir."

Kapıdan satışta hak arama

Alışverişleriniz sırasında yaşadığınız sorunlarınızla ilgili şikayetleriniz, genel olarak bilinmesi gerekli hususların köşemizden yansımasına vesile oluyor.

Van''dan gönderdiği mektupla sorununu bizimle paylaşan Mehmet Can Güneş''in şikayetini büyüteçe alırken, kapınıza gelerek satış yapanların yaşattığı mağduriyetlerin çözümü için hak arama yolunu anlatmak doğru olacak. Tüketicimiz pazarlamacıdan alışveriş yüzünden yaşadığı mağduriyet konusunda Tüketici Mahkemesi sıfatıyla görevli Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde dava açtığını belirtiyor.

Bu doğru bir davranış. Ancak ilk önce yapılması gereken başka bir şey var. Şöyle ki; ürünün fiyatı belli bir değerin altında ise öncelikle başvurulması gereken merci Tüketici Sorunları Hakem Heyetleridir.

İllerde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlükleri, ilçelerde Kaymakamlıklar bünyesinde kurulan ve konunun uzmanı çeşitli kurum ve kuruluş temsilcilerinden oluşan hakem heyetlerinin kararları mahkemede tüketici lehine delil olarak kullanılabiliyor.

Doğrudan mahkemeye gitmek için ürün bedeliyle ilgili alt sınır 2000 yılı için 118 milyon TL. idi. Bu rakam daha önce köşemizde duyurduğumuz gibi bu sene 290 milyon liraya yükseldi. Okurumuzun vakit kaybetmeden hakem heyetine başvurması, aynı durumdaki tüketicilerin de bu yolu izlemesi gerekiyor. Tüketicimize hak arama sürecinde birebir görüşme yoluyla rehberlik ve danışmanlık hizmetimiz sürecek.

Aç gözünü Türkiyem

Yılbaşı hediyelerini sevmem. Geçen yıl ömürden gitti. Bunun kutlanacak nesi var ki. Ayrıca son zamanlarda ön plana çıkan hediyeler tüketim çılgınlığının, israfın öbür adı. Ancak 2000''in takvim yılını tarihe gömerken aldığım bir hediye istisna teşkil etti. Ankara Ticaret Odası''nın olaylı takvimlerinden bana da bir tane gönderilmiş. Beni özellikle Ekim Ayına denk düşen şu mesaj etkiledi; Aç Gözünü Türkiye!

Sivil toplum tepki veriyor
01 Şub 2001, Perşembe

Diğer basın-yayın kuruluşları bildik sarhoş sürücü görüntüleri yayınlayadursun biz, araç sürücülerini alkole teşvik eden yeni Kanun''a dikkatleri çekmeye devam ediyoruz. Kanun''u uygulayacak Tekel Genel Müdürlüğü''nün bağlı bulunduğu Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen''in Özel Kalem Müdürü''ne ifade ettiğim gibi, Akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışını resmileştiren yeni kanun metnini ve bilgileri gerekli yerlere faksladım. Bu doğrultuda, Yetkililerin alkol kullanımını yasal olarak teşvik edip trafik terörüne yeşil ışık yakan tutumlarına karşı sivil toplum kuruluşları cephesinde tepkiler artıyor. Müstakil Tüketiciler Birliği''nin açıklamasından sonra son haberler de, Ankara''nın sonunda sivil toplumdan yükselen sesleri duymak zorunda kalacağını gösteriyor.

Yeşilay Cemiyeti''nin basın açıklaması da, 4619 Sayılı Kanun''un 3''üncü maddesinin vurguladığımız gibi "%5''in altında alkol içeren özel sektör biralarının akaryakıt istasyonlarında satışına ruhsat vererek, trafik cinayetlerini birilerinin (?) lehine kitabına uydurmanın öteki adı" olduğunu doğruluyor.

Türkiye Yeşilay Cemiyeti Kayseri Şubesi, yürürlüğe giren İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun trafik facialarına yol açacak maddesinin değiştirilmesi için yetkilileri göreve çağırdı.

Basın açıklaması şöyle: "Son zamanlarda alınan birtakım kararlar Yeşilay Cemiyeti mensubu olarak bizleri ve kamu vicdanını derinden yaralamıştır. ispirto ve ispirtolu içecekler hakkındaki kanunda yapılan değişiklikle AKARYAKIT İSTASYONLARINDA ALKOLLÜ İÇKİ SATIŞI SERBEST HALE GETİRİLMİŞTİR. Nasıl bir mantık,düşünce ve maksatla bu kanun değişikliği yapılmıştır anlamak çok zor. Kayseri Yeşilay Şubesi olarak, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine müracaat edebilecek Meclis siyasi parti grupları başta olmak üzere tüm mercileri göreve davet ediyoruz."

Afyonlu şoförlerden destek

Sivil toplum tepkileri yalnızca tüketicinin korunması ve trafik terörünün önlenmesi yönünde faaliyet gösteren kuruluşlardan gelmiyor. Şoförler de akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışına karşı. Bolvadin Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Ekrem Kelekçi imzasıyla gelen bir faks mesajı aynen şöyle:

"Tüketici Köşenizi hergün okumaktayım. Tüketici sorunlarının çözümü yolunda çalışmalarınız için teşekkür ederim. Son günlerde akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışı konusundaki yanlış uygulamanın sona erdirilmesi yönünde ısrarınıza yürekten katılıyorum. Kazalarda alkol kullanımının payı oldukça yüksektir. Alkol kullanmıyorum, 38 yıllık şoförüm ve hiç ölümlü kazaya karışmadım..."

Faksını aldıktan sonra Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı''nı telefonla aradım.

Sayın Başkan bu görüşmemizde yazılarımıza desteklerinin yazıyla kalmayacağını ifade ederken, ayrıca Bolvadin Taşıyıcılar Anonim Şirketi Ortaklarına ait Boltaş A.Ş.''nin Bolvadin çıkışındaki akaryakıt istasyonunda kesinlikle alkollü içki satışı yapılmadığını, bu konuda kararlı tutumlarının süreceğini belirtti.

Afyon-Bolvadin Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı''yla görüşmelerimizde akaryakıt istasyonlarında yaşanan diğer tüketici hakkı ihlalleri konusu da gündeme geldi. Bunlar da sırası geldikçe köşemizde yer bulacak.

Pokemon=Tehlikeli oyun

Müstakil Tüketiciler Birliği "Pokemon"la ilgili raporunu duyurmuş, çocuklarımız üzerinde oynanan tehlikeli oyun anlamına gelen Pokemon sorununa hassasiyetin oluşması için destek vermiştik. Çizgi filmle televizyondan evlere giren, cipslerin içine yerleştirilen tasolarıyla tüketim canavarına dönüşerek, anne-babaların korkulu rüyası haline gelen sorun yetkililerin gündeminde. Milli Eğitim Bakanlığı Pokemon''un yayından kaldırılması gerektiğine karar verdi. Müstakil Tüketiciler Birliği Başkanı Avukat Bülent Deniz, çalışmalarını sürdüreceklerini bildirdi.

Çocuklarımız üzerinde oyunlar son!

Müstakil Tüketiciler Birliği''ne, Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı''ndan pokemonla ilgli olarak gönderilen yazıda şöyle denildiği bilridildi: "Adı geçen oyunun, çocuklarımızın eğitim ve öğretimini engelleyen, onları yanlış alışkanlık ve eylemlere yönelten bir yayın olduğu gerekçesiyle yayından kaldırılmasının uygun olacağı kanaatine varılmıştır." Şimdi bu konuda başta RTÜK olmak üzere ilgili tüm kuruluşların harekete geçmesi ve bu oyuna ilişkin endüstriyel faaliyetlerin durdurulması gerekiyor.

Hac ve umreniz sorun olmasın
02 Şub 2001, Cuma

Gündemde olduğu için bu konuda elimize ulaşan bir şikayeti vakit geçirmeden büyüteçe almakta yarar var: Tüketicinin her tür tüketim konusunda ayıpsız, yani kaliteli sunumla muhatap olması esastır. Bu husus 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''la da güvence altına alınmıştır.

Bu kapsamda Ahmet Safa Erdin''in mesajını yorumsuz olarak sunmak istiyorum; Sayın Erdin geçtiğimiz Ramazan ayı içinde umre seyahati yapmak üzere ANI TOUR''un umre programına kayıt olmuş. Tüketicimizin İstanbul 4.Aralık 2000 çıkışlı 22 günlük programla ilgili şikayeti öncelikle tarih konusunda. Erdin sorununu şöyle anlatıyor: "Dönüşümüzün 25 Aralık 2000 tarihinde olması gerekiyordu. Oysa bize henüz İstanbul''da iken verilen uçak biletinde dönüş tarihi olarak 18 Aralık Medine üzerinden İstanbul şeklinde bir ibare vardı. İtiraz ettiğimde bunun formalite icabı olduğunu, sorun çıkmayacağını söylediler. Ancak dönüşümüz yaklaştığında tam bir muamma yaşandı. Bayram trafiği gerekçesiyle dönüşümüzün 29 Aralık 2000, hatta 4 Ocak 2001tarihinde olabileceği söylenmeye başlandı. Bu vakitten sonra yapılacak şey belirsiz bir gelecekte dönebilmeyi beklemek olacaktı. Oysa uzun kalmayı tercih etseydim 33-35 günlük programı seçerdim. Israrlarımızdan sonra bize mümkün olan ilk uçakta yer bulmayı teklif ettiler. Kabul etmek zorunda kaldık ve 1250 Amerikan Doları vererek seyahatimizi 22 günden üç gün önce kesmek zorunda kalıp, hem maddi hem manevi zarara uğradık. "

Sayın Erdin''in adı geçen firmanın taahütleriyle uygulamalarının çeliştiği yönündeki yakınmaları bununla da bitmiyor. Organizasyonla ilgili katalogta konaklama mekanı olarak sunulan 3 yıldızlı iki otelden Medine''de bulunanının kesinlikle 3 yıldızlı olmadığını söylüyor.

Sorunu takibe aldığımızı bildirirken, tüketicimize, şikayetini resmi anlamda vakit geçmeden Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü bünyesinde kurulu Tüketici Sorunları Hakem Heyeti''ne yazılı başvuru yoluyla intikal ettirebileceğini hatırlatıyoruz.

Alkol mahkeme yolunda

Araç sürücülerini alkol kullanmaya teşvik anlamına gelen kanun değişikliğine tepkiler araştırma dosyamızın ısrarlı yayınıyla artarken, Ankara''dan gelen bir telefon, sorunun vekillerimizin gündemine girdiğini haber veriyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin internet adresinde, Karayolları Trafik Kanunu''ndaki tesislerde alkollü içki satışına izin verilmemesi yönünde bir değişiklik teklifine rastlamış, bu teklifin sahibi olarak Fazilet Partisi 21. Dönem Afyon Milletvekili Sait Açba''nın isminin geçtiğini duyurmuştum. Milletvekili Sait Açba ile bir telefon görüşmesi yaptık. Sayın milletvekili, hassasiyetimizi haklı bulduğunu belirterek konunun Meclis Parti Grubu''nda gündeme gelmesini sağlayacağına söz verdi.

Bu vesileyle tekrar vurguluyorum;

4619 sayılı ispirto ve ispirtolu içecekler hakkındaki kanunda yapılan değişiklik, akaryakıt istasyonlarında alkollü içki satışını engelliyor gibi görünürken özel sektörün lehine tavırla bira satışını resmileştirip kendi içinde çelişiyor. Kanun, Anayasa''daki haklar açısından ciddi bir tehdide işaret ediyor; trafikte alkol kullanımını özendiren madde, yaşam hakkını ihlal demektir. Ayrıca alkolü içki satışı yapılan yerlerden alışveriş yapmama gibi bir tercihi olan Yeşilaycı araç sürücüsü tüketicilerin böyle bir dayatmaya tahammül etmelerini istemeye kimsenin hakkı yok.

İstanbul''un trafik bilançosu

Köşemizde kazaların önlenmesi için yetkilileri göreve davet ederken, ajanstan aldığım bir haberi dikkatinize sunuyorum;

Emniyet Müdürlüğü, ülkenin araç sayısının beşte birinin kayıtlı olduğu İstanbul''un yollarında geçtiğimiz yıl 264 ölümlü, 7 bin 124 yaralamalı, 163 bin 922 adet de maddi hasarlı trafik kazası yaşandığını bildirdi. İstanbul''da meydana gelen kazaların ve ceza yazılan sürücülerin çoğunluğunun şehir içi yollarda olduğunun bildirilmesi alkollüyken araç kullanımı sorununun sadece karayolları ve otoyollarla ilgili olmadığına işaret ediyor.

Ayıplı hizmette bedel ladesi

Tüketici mağduriyetinin konusu bir hizmetse 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''un 4''üncü maddesinde öngörülen hakların bilinmesinde fayda var. Ayıplı mal ve hizmetlerle ilgili bu maddenin bir fıkrası aynen şöyle:

"Ayıplı hizmetler hakkında da ayıplı mallarla ilgili haklar konusundaki hükümler geçerlidir. Ayıplı hizmetin yeniden görülmesi imkansızlaşmışsa veya amaca aykırı sonuçlar doğuracak nitelikte ise, bedel iadesinde tüketicinin ayıplı hizmetten sağladığı fayda kadar indirim yapılır."

Pazarlamacılar hekimlik onurunu da vurdu!
05 Şub 2001, Pazartesi

Okur şikayeti üzerine hastanelerin muayene saatlerinde ilaç tanıtımı rezaletini gündeme getirmiş, uyarılarımızla Sağlık Bakanlığı''nı hasta haklarının korunması için genelge yayınlamaya yönlendirmiştik. Genelgeden sonra satış temsilcilerinin içeriye giremeyeceği yönünde uyarı levhaları muayene salonu girişlerine asılmaya başlandı. Artık doktora ilaç tanıtımı, muayene harici zamanlarda ve doktorların ortak mekanlarında yapılabilecek. Genelge öncesi hukuk dışı uygulama, hastaların, yani tüketicilerin haklarını istismar ediyordu. Ancak biz sorunun üzerine giderken, olayın başka bir vahim boyutu daha gündeme geldi. Geçtiğimiz günlerde bir grup öğretim üyesinin yaptığı anket, sorunun hekimlik mesleğinin ilkeleri açısından da hassasiyetini ortaya koydu. Anadolu Ajansından geçen haberin metnini dikkatinize sunuyorum;

"Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri Yrd. Doç. Dr. Sezer Korkmaz ve Yrd. Doç. Dr. Dilaver Tengilimoğlu tarafından 4 İlaç firmasının Ankara''daki temsilciliklerinde çalışan 162 satış temsilcisi ile bir anket yapıldı. Anket sonuçlarına göre satış temsilcileri en çok, bazı hekimlerin, ilacın reçeteye yazılmasını pazarlık konusu ederek satış temsilcilerinden çeşitli hediye ve para istemelerinden yakındı. Hazırlanan raporda, tanıtım nedeniyle ilaç seçiminde hastanın değil, hekimin çıkarlarının ön plana çıkması gibi sorunların yaşandığının saptandığı belirtildi."

Bakınız, bir tüketici şikayeti, aynı zamanda geri planında ne kadar vahim bir soruna işaret ediyor! Sırf birileri para kazansın diye, insanların sağlığıyla oynanır mı!

Bu iddiaların düşündürdükleri önemli; Ticari kaygılarla hak-hukuk gibi yüksek değerler altüst edilirse, geriye ne hekimlik mesleğinin onuru kalır, ne de tüketici hakları. Anlaşılan Sağlık Bakanlığı''nın yazılarımız üzerine yayınladığı genelgenin kapsamını genişletmesi ayrıca bunun bir örneğini konuyla ilgili meslek kuruluşlarına ve örgütlerine göndermesi gerekiyor.

Alkol yasasına tepki büyüyor

Akaryakıt istasyonlarında bira satışını resmileştiren Kanun''un uygulanmasından sorumlu Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen''in Özel Kalem Müdürü''ne uyarımın haklılığı her geçengün daha net ortaya çıkıyor.

Tepki kervanı büyüyor. Kendilerine ifade ettiğim gibi gönüllü örgütleri harekete geçirmek için sadece yazılarımla yetinmiyorum, ilgililerle yoğun telefon-faks-internet trafiğim de sürüyor.

Mecburi uğrak mekanlarında bu bu yasanın uygulanmasının trafikte alkol teşvikinin yanısıra, alkol satan yerlerden alışveriş yapmama prensibi olan yeşilaycı tüketici için de dayatma anlamına geldiğini herkese anlatıyorum.

Sorun muhalefet partileri Meclis Gruplarında tartışılıyor. Bu arada, Yeşilay Cemiyeti, Bolvadin Şoförler ve Otomobilcileri Odası, Trafik Gönüllüleri Derneği ve Müstakil Tüketiciler Birliği''den sonra İstanbul Tabip Odası da harekete geçti.

Oda, ilgili maddenin iptalini istedi. Basın Sözcüsü Dr. Rıfat Yücel imzalı basın açıklamasında şöyle denildi:

"İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu''nda değişiklik yapan Kanun''un 3''üncü maddesi şu anlama gelmektedir; Akaryakıt istasyonlarının mağaza ve lokantalarında artık bira satılabilir.

Çünkü bira yüzde beşin altında alkol içermektedir. TBMM''yi, hükümeti ve başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere ilgili tüm Bakanlıkları, yeni trafik kazalarına ve facialara neden olacağı çok açık olan bu yasa maddesinin iptali için girişimde bulunmaya davet ediyoruz."

Bu toplantı izlenir

Tüketiciler Derneği TÜDER, köşemize gönderdiği faks mesajında bugün, İstanbul''da gerçekleştirecekleri bir toplantının haberini veriyor. Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi''nde düzenlenecek panelin ana konusu elektronik ticaret ve tüketim bilinci. İnternet kullanımyla ilgili şikayetlerin yoğunlaştığı bu günlerde böyle bir konunun tartışılıyor olması önemli. Katılımcılardan biri de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü''nden. Armağan Yücedağ''ın Bakanlığın çalışmaları konusunda anlatacaklarını dinlemek gerekiyor.

LPG''yi engelliyorlar

Müstakil Tüketiciler Birliği, bu ayın tüketici sorunlarıyla ilgili açıklamasında otogaz kullanan araçların vergileriyle ilgili şikayetlerde patlama yaşandığını bildirdi. Derneğin, diğer açıklamasında, siyasi iktidarın bu tür araçların motorlu taşıt vergisini dört kat artırmasının çevre dostu LPG kullanımının engellenmesi anlamına geldiğini vurgulandı. Açıklamada ayrıca, Muhalefet Partisi Milletvekillerinin TBMM kürsüsünde bu anlaşılmaz uygulamanın ardında petrol şirketlerinin yer aldığını ifade etmelerinin tüketicileri dehşete düşürdüğü ifade edildi.

Türk malı Türkçe konuşsun
10 Şub 2001, Cumartesi

Sadece turistik mekanlara özgü halı-kilim satıcıları da olmasa turistler kendilerini kesinlikle yabancı bir ülkede hissetmeyecekler. Buna karşın bu ülkenin vatandaşları kendi ülkelerinde gurbette gibi. Reklam panolarının, dükkan isimlerinin hemen hepsi yabancı dilde. Marketlerde satılan ürünlerden hangisi Türk malı, hangisi ithaldir diye ayırdetmeniz bile zor. Bu kültürel yozlaşma, aynı zamanda vahim bir tüketici sorununa işaret ediyor.

Tüketicinin tercihini doğru yapabilmesi için yanıltılmaması lazım. Alışveriş sırasında tüketicinin yanlış, yanıltıcı, eksik reklam, etiket ve ambalaja karşı korunması en temel evrensel haklarındandır. 4077 Sayılı Tüketici Kanunu da bunu vurguluyor. Bu konuyla ilgili yönetmelik de, ürün yerli değil de ithal edilmiş bile olsa; Türkçe olarak, malın üretildiği ülke isminin veya "ithal", "ithal malı", "yabancı" gibi malın ithal edildiğini gösterir bir ibarenin kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Ürün yerli ya da ithal olsun, malın üretim yeri, cinsi ve satış fiyatı da yine kolaylıkla okunabilecek şekilde Türkçe olarak etiketle ilan edilmek zorundadır.

Pazarda ürünler hergeçengün çeşitlenirken ve tüketici alışveriş öncesi doğru tercih yapabilmek için yenilikleri takip etmekte sıkıntı yaşarken, bir de ürünlerin diline yabancılaştırılıyor. Sanayi ve Ticaret Bakanı A. Kenan Tanrıkulu geçtiğimiz günlerde katıldığı bir toplantıda aynen şöyle demiş; "Bakanlık olarak, Türkçe''nin tüketim mallarında tutunmasına çalışacağız. Türkiye''de üretilen Türk mallarının iç ve dış piyasalarda yabancı adla satılmasını ve yabancı hayranlığını Allah''ın izniyle kıracağız."

Bakan Tanrıkulu''nu tamamiyle destekliyor ve Bakanlığın, alacağı yasal önlemlerle firmaların ürünlerini piyasaya sürerken Türkçe isim ve marka kullanmalarını sağlamasını bekliyorum.

Belediyeler de etiket kontrollerinde kanun ve yönetmeliğe aykırı uygulamaları cezai yaptırım yoluyla takip edebilirler.

Sorunlarınız çözülüyor

Günlük hayatta yaşadığınız sorunlarla ilgili olarak köşemize, faks ya da elektronik posta yoluyla ulaşan şikayetleriniz çözüme ulaştıkça buradan duyuruyoruz. İşte bunlardan firma-tüketici mutabakatıyla çözülenlerinden birkaçı;

Okurumuz Muhammed Ak''ın 17 Ekim 2000 tarihinden bu yana yaşadığı cep telefonu sorunu giderildi. Telsim Çağrı Merkezi Müdürlüğü ile görüşmelerimizden kargoda geciken cep telefonu tüketicimize teslim edildi. Ayrıca telefonunu kullanmadığı halde, yanlış işlemle okurumuzun kredi kartından kesilen açılış ücreti ve sabit ücret de sonraki faturalarından düşülerek iade edilecek.

Ahmet Safa Erdin''in umre seyahati nedeniyle ANI TOUR Firması ile yaşadığı sorun Türkiye Seyahat Acentaları Birliği TURSAB Hac Dairesi avukatlarının takibinde. ANI TUOR''un başka tüketicileri de mağdur etmemesi için konu takibimizde.

Mehmet Çetin''in Vestel''in Veezy kampanyası nedeniyle kredi kartından yapılan fazla kesintilerin geri ödenmesi için firma ilgilileri harekete geçti. Tüketicimiz seyahatini tamamlayıp döndüğünde kredi kartı ekstreleri incelenerek zararı tazmin edilecek.

Elazığlı okurumuz Veysi Ceylan''ın SINGER fırını ile ilgili sorunu, AEG-Bosch-Siemens-Profilo Firması Tüketici Sorunları Merkezi tarafından takibe alınmıştı. Tüketicimizin elindeki ürün başka bir marka fırınla değiştirilerek sorunu giderildi.

Oto kampanyası Mali Şube''de

Gazete ilanlı otomobil satışı kampanyasıyla çok sayıda kişiyi dolandırdıkları ifade edilen 8 kişi gözlem altına alındı. Tüketicilerin ihbarı üzerine harekete geçen İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri, merkezi Beşiktaş''ta bulunan Ulusal Otomotiv A.Ş''ye baskın düzenledi. Kampanyayla ilgili dokümanlar da incelemeye alındı. Firma yetkililerinin, vatandaşlara süresi geldiği halde araçları teslim etmedikleri, tüketicilere araçların şehir dışında bir otoparkta olduğu beyan ettikleri, ancak böyle bir otoparkın bulunamadığının ortaya çıktığı belirtiliyor.

Tüketici Mahkemeleri kuruldu

Yasanın yürürlüğe girmesinden 5 yıl sonra geç de olsa nihayet Tüketici Mahkemeleri faaliyete geçti. Köşemizde sık sık bu eksikliği eleştiriyor, yetkilileri Tüketici Mahkemeleri''nin kurulması için göreve çağırıyorduk. Son olarak bu yönde yazdığımız yazı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı''ndan cevaplanmış, eleştirilerimizin çalışmalarda göz önünde bulundurulmak üzere not edildiği kaydedilmişti. İhtisas mahkemesi anlamına gelen Tüketici Mahkemeleri''nin kurulması tüketici sorunlarının kısa zamanda ve kolaylıkla çözümü için önemli bir gelişme.

Tüketici mahkemesi görevde
12 Şub 2001, Pazartesi

Tüketici Mahkemeleri, 4077 Sayılı Tüketici Kanununun hayata geçmesinden sonra 5 yıl gecikmeli olarak nihayet kuruldu. Köşemizde sık sık bu eksikliğe işaret ediyor, Adliyelerde sadece tüketici sorunlarına bakacak ihtisas mahkemelerin biran önce hayata geçirilmesi için yetkililere uyarılarda bulunuyorduk. Çağrılarımızın yanısıra bu gelişmede tüketicilerin kendi haklarını arama yolunda kararlı tutumları da etkili oldu. Son olarak 30 Aralık 2000 tarihli köşemizde bu konuda aynen şöyle demiştim: "Tüketici Mahkemelerinin hala kurulmadığı, ''idareten'' tüketici davalarına bakan mahkemelerden bazılarında Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Kararlarının dikkate alınmadığı biliniyor. Bütün bu gelişmeler sanki ''kanunlar tüketicinin korunmaması yönünde mi işletiliyor?'' sorusunu gündeme getiriyor."

Dozu giderek sertleşen bu tür uyarılarımızı ilettiğimiz yetkili mercilerin başında tüketici haklarının korunmasından birinci derece sorumlu olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığı geliyor. Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürü Sayın Özcan Pektaş Bakan Adına gönderdiği son yazısında uyarılarımızın çalışmalarda dikkate alınmak üzere not edildiğini bildirmişti. Hemen ardından böylesine güzel bir gelişmenin gündeme gelmesi mutluluk verici.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''a göre kurulan Tüketici Konseyi''nde, Adalet Bakanlığının temsilcileri de yer alıyor. Kanun''un uygulanmasına yönelik tedbirlere dair görüşleri ilgili mercilere iletmek Tüketici Konseyinin görevidir. Takip ettiğim kadarıyla, Kanun''un yürürlüğe girdiği 1995 yılından bu yana Tüketici Mahkemelerinin kurulamayışı hemen her konsey toplantısının ana gündem maddelerinden biriydi.

Gecikmiş de olsa ülkemiz tüketicilerinin bu kazanımının, hayırlara vesile olacağı muhakkak.

Tüketicilerin haklarını yasal yollardan rahatça arayabilmeleri için Tüketici Mahkemelerinin çalışmalarını takip edeceğiz.

Hak eden hakkını alır

Son gelişmeler hak arama yolundaki kararlılıkların, gecikmeli de olsa yetkilileri harekete geçirdiğini gösteriyor. Tüketici mahkemelerinin geç de olsa kurulması bunun bir işareti.

Tüketicilerin, sorunlarının çözümü yönünde rahatlıkla dava açabilmeleri için çalışacak bu mahkemeler hakkında biraz bilgi vermek istiyorum;

4077 Sayılı Tüketicinin korunması Hakkındaki Kanun''un 23''üncü maddesine göre Kanun''un uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Bu mahkemeler nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır. Tüketicinin hakkını, en ucuz ve en çabuk şekilde arayabilmesi için Tüketici Mahkemelerinin kurulması önemli bir kazançtır.

Sırası gelmişken hatırlatalım, tüketicilerin mağduriyet konusu olan ürünün değeri 118 milyon 290 bin liradan aşağı ise öncelikle başvurulması gereken yasal merci her il ve ilçede kurulu bulunan tüketici sorunları hakem heyetleridir. Eğer sorun konusu ürün bu rakamın üstünde bir değer ifade ediyorsa tüketici doğrudan mahkemeye başvurabilir. Ayrıca hakem heyeti kararları tüketici lehine kullanılmak üzere delil olarak mahkemeye sunulabilmektedir.

Her tür hak arama çabasında olduğu gibi bu mahkemelere başvuru yolunda da Yeni Şafak okurları için rehberlik ve danışmanlık hizmetimiz sürecek.

Tüketici Mahkemesi nerede?

Adalet Bakanlığı''nın konuyla ilgili basın bülteninde şöyle deniliyor: "Bakan Hikmet Sami Türk''ün Olur''u ile 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanundan doğan uyuşmazlıklara bakmak üzere İstanbul, Ankara ve İzmir illerinde tek hâkimle çalışacak birer Tüketici Mahkemesi kurulmuş olup, Hakim Turgut Kotan''a Ankara, Hakim Nesime İste''ye İstanbul ve Hakim Safter Pakyürek''e de İzmir Tüketici Mahkemesi Hakimliği için yetki verilmiştir."

Adalet hızlı işleyecek

Bugüne kadar tüketiciyle ilgili davalar asliye ticaret mahkemeleri nezdinde takip ediliyordu. Bu mahkemelerde bugüne kadar milyarlık, trilyonluk ticari davalara bakılırken, diğer yandan tüketicilerin promosyon ürünü tencere takımı gibi küçük rakamlar içeren davalarıyla da uğraşılması önemli bir çelişkiye işaret ediyordu. İhtisas birimi olan tüketici mahkemelerinin işlemesiyle adalet daha etkin gerçekleşecek.

Tüketicinin zaferi alkışlanır
15 Şub 2001, Perşembe

Ülkemizde tüketici haklarının hayata geçmesi yönünden gelişmeler umut veriyor. Yalnızca bir gazete köşe yazarı olarak değil, daha önemlisi bir tüketici olarak huzur doluyor içim. Tüketici Kanunu''nun yürürlüğe girmesinin üzerinden 6 yıl geçti ve nihayet tüketici mahkemeleri kuruldu. Adalet Bakanlığı''ndan gelen açıklama doğrultusunda; Ankara, İstanbul ve İzmir''de birer tüketici mahkemesi kurularak hakim atandığını duyurmuştum.

Bu mahkemelerin diğer illerde de kurulduğunu, üstelik tek hakim yerine birkaç hakim atandığını haber vereceğim günlerin de yakın olduğunu hissediyorum. Mesela, Yeni Şafak okurlarının haksızlıkları sineye çekmeyerek yetkilileri buna yönlendireceğini biliyorum. Tamamiyle konuya adapte ihtisas mahkemelerinin kurulması sadece tüketicinin işine yaramayacak.

Aynı zamanda tüketicilerin belki rakamı düşük ancak yaygın şikayet konularını çözüme kavuşturmak zorunda kalan asliye hukuk ve ticaret mahkemelerinin iş yükü hafifleyecek, adalet de daha hızlı işleyecek.

Bir başka güzel atak Sanayi ve Ticaret Bakanlığı''ndan geldi. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı''nın yürürlüğe giren tebliğiyle, radyo ve televizyon kuruluşlarında tüketicileri eğitici, aydınlatıcı ve bilgilendirici programın yayımlanması zorunlu oldu. Üstelik bu program, haftanın toplam yayın saatinin yüzde birinden az olmayacak ve geceyarıları az izlenen zamanlarda falan değil, sabah 07.00 ile akşam 11.00 saatleri arasında yayınlanacak.

Kanun 1995 yılında çıktığında, bunu anlatmak için elimde daha önce yayınlanmış programlarımın yayın bandı kopyaları... televizyon televizyon dolaşmış, onların "Başka program yapalım" önerisini reddederek televizyonculuk mesleğimi bırakmıştım.

Dikkat ediniz lütfen; bu tebliğ de, adam gibi uygulanırsa, çarşıda-pazarda gerekli Tüketici Kanunu''nu raftan indirmekle kalmayacak, aynı zamanda televizyon ekranlarından yansıyan toplumsal bilinç kaybına çare olacak.

Tüketiciyle bir zamanlar ekranlardan, fakat artık yazılı, sesli ve yüzyüze iletişimim nedeniyle biliyorum ki "halk bunu istiyor" lafı bir yalandır. Demek ki televizyon ve radyolar yalancılıktan kurtulacak, yayıncılık yapacak.

Hacıları mağdur etmesinler

Yalnızca maddi anlamda değil, aynı zamanda manevi boyutta da tükenişin ifadesi olarak bir hizmet ayıbı meselesini konu etmiş, şöyle demiştim: "Hac ve umre seyahatiniz sorun olmasın".

Bazı işler özel hassasiyet gerektirir. Bu işlerin vebali büyüktür, hesabı incedir. Eğer böyle işlerden birine talipseniz, bu yoldan para kazanmak istiyorsanız, bu vebali de bütçe hesabınıza katmalısınız. Hac ve umre seyahatleri organizasyonlarına da sıradan bir turizm işletme faaliyeti olarak bakmak yetmez.

Ahmet Safa Erdin isimli okurumuzun umre seyahati sırasında yaşadığı mağduriyeti büyüteçe alırken şöyle demiştik: "Tüketicinin her tür tüketim konusunda ayıpsız, yani kaliteli sunumla muhatap olması esastır. Bu husus 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''la da güvence altına alınmıştır."

Okurumuzun, organizasyon bozukluğu yüzünden erken kestiği umre seyahatinin faturası ödenmeli. Sayın Erdin, yasal haklarını arama yolunda tüketici sorunları hakem heyetine başvurabileceği gibi doğrudan tüketici mahkemesine de gidebilecek. Bu yönde rehberlik ve danışmanlık hizmetimiz sürecek. Hac seyahatleri gündemdeyken aynı tür bir organizasyon bozukluğuna muhatap olunmasın diye sorunu Turizm Bakanlığı''nın dikkatine sunarken yazılı olarak Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TURSAB)''a da iletmiştik. İşte gelen cevap:

"İnternet yoluyla Birliğimize göndermiş olduğunuz Ahmet Safa Erdin''in, Anı Turizm Seyahat Acentası ile ilgili şikayeti ve bu konudaki yazınız üzerine harekete geçilerek söz konusu acenta için gerekli işlemler başlatılmıştır. İlgilerinize teşekkür eder, bilgilerinizi rica ederiz."

Ben de TURSAB Başkanı Başaran Ulusoy''a teşekkür ediyorum.

Benzincide alkol satılmayacak!

Uzun zamandır gündeme getirdiğimiz bir sorun daha çözüme gidiyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan haliyle yüzde 5''in altında alkol içeren özel sektör biralarını akaryakıt istasyonlarında sattırıp, araç sürücülerini yasal yönden alkole teşvik edecek 4619 Numaralı Kanun iptal edilecek. Yazılarımızdan sonra DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan, içki satış yasağının kapsamını genişleten yasa teklifi verdi. Milletvekili Tan, telefon görüşmelerimizde, İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu''nda değişiklik öngören Kanun''un eleştirdiğimiz çelişik maddesinin iptal edileceğinin mesajını verdi.

Aziz Valentin müsrif miydi?

Dün yine "özel gün"lerden biriydi. Müstakil Tüketiciler Birliği bir açıklama yaparak "Sevgililer Günü" gibi zamanların ihtiyaç dışı konulu alışveriş çılgınlığını körükleyen başka bir yönüne dikkat çekti. Bu günler nedeniyle özel reklam ve kampanyalarla bu günlerin özellikle hediye alarak kutlanması gerektiğinin empoze edildiğini belirten Dernek Başkanı Av. M. Bülent Deniz, tüketicinin de bu telaşla çoğu kez kendisi ve hediye aldığı kişi için gereksiz şeyler satın almakta olduğunu, bu yüzden ülke kaynaklarının israf edildiğini ifade etti. "Reklam ve kampanyaların etkisi ile alacağımız hediyelerin, çoğu kez sevdiklerimizi mutlu etmeye yetmediğini de unutmamalıyız."

Yasanın takipçisi olalım
16 Şub 2001, Cuma

Köşemizden yansıyan ve genel olarak hepimizi ilgilendiren sorunlarının birbiri ardına teyidi yapılan yasal önlemlerle çözülmeye başladığını duyurmuştum. Şimdi bu hakların takipçisi olmanın zamanıdır. Kazanımların sözde kalmaması için bu köşenin değerli okurlarının her birinin gerekli duyarlılığı göstereceğini biliyorum. Birinci çağrım, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı''nın radyo ve televizyonlarla ilgili tebliği doğrultusunda. Biliyorsunuz, bundan böyle radyo ve televizyon kuruluşları, tüketiciye kendi haklarını anlatan eğitici, aydınlatıcı ve bilgilendirici programlar hazırlamak zorunda. Yayınları takip edelim lütfen; bakalım ülkemizde yayın yapan resmi ve özel televizyon ve radyo kanalları tebliğin öngördüğü gibi haftada en az 15 dakikayı tüketici için ayırıyor mu? Yasal zorunluluğa ve kişisel uyarılara rağmen duyarsız kalınıyorsa, bu kuruluşları Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü''ne yazılı olarak bizzat dilekçe teslimi ya da iadeli taahütlü mektup yoluyla şikayet edelim. Dilekçe''nin oradan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)''e gönderilmesini beklerken aynı başvuruyu oraya da yapalım. Ne denli hayatın içinde olması gerektiğini açık olan Tüketici Kanunu''nun tozlu raflardan inmesi, tüketici ve satıcıların haklarını ve sorumluluklarını bilmeleri için bu şart.

Ayrıca biliyorsunuz İstanbul, Ankara ve İzmir''de birer hakimli tüketici mahkemesi kuruldu. Artık daha rahatlıkla sizi istismar edenleri dava edebilecek, bu yolda her türlü resim ve harçtan muaf tutulacaksınız. Tüketici hakları konusunda adaletin temini için bu mahkemeleri kullanalım lütfen. Biz size rehberlik ederiz. Diğer illerdeki tüketiciler de yine şikayetlerini asliye ticaret ve asliye hukuk mahkemelerine ileterek yoğun talepleriyle yetkilileri biran önce buralarda da tüketici mahkemeleri kurmaya yönlendireceklerdir.

Şikayetleriniz doğrultusunda köşemizden yaptığımız çağrılarla yetkililerin harekete geçtiğini biliyorsunuz. Haksızlıkların yaygınlaşmaması için hak-hukuk yolunda elde edilen bütün bu kazanımların takibi de yine bizim işimizdir.

Akaryakıt istasyonlarına çağrı

Trafik terörünün baş aktörü alkollü içkilerin akaryakıt İstasyonlarında satışıyla ilgili çok yönlü araştırma dosyamız henüz kapanmadı. Şimdi, yazılarımıza rağmen pürüzlü olarak yayınlanan ve yüzde beşin altındaki alkollü bira türü içkilerin satışına izin veren Kanun''un değişmesi Meclis gündeminde.

Yazılarımızdan sonra harekete geçen DSP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan''ın yanısıra, Fazilet Partisi Milletvekili Sait Açba ve Büyük Birlik Partisi Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu''nun da aralarında bulunduğu siyasetçiler yazılarımızın gereğini takip ediyor.

İstanbul Tabipler Odası, Müstakil Tüketiciler Birliği, Yeşilay Cemiyeti, Bolvadin Şoförler ve Otomobilciler Odası ve Trafik Gönüllüleri Derneği''nin şoförlere bira satışı yapan 4619 Numaralı Kanun''un kendi içinde bile çelişik maddesine hassasiyetleri de sürüyor.

Kanun kitaplarında tarihe malolacak ve dünyada eşi görülmemiş bir yanlışın düzeltilmesi için ısrarlıyız. Aslında akaryakıt istasyonu yetkililerinin de, yollarda yitirilen canların, ekonomik kayıpların sorumlusu olmak istemeyeceği muhakkak. Bu tür yerlerin müşterilerinin büyük bölümü yeşilaycı tüketicilerden oluşuyor.

Alkollü içki satılan yerden alışveriş yapmama prensibi olanların dayatmaya muhatap olmamak için alışverişi kesmeleri hoş olmayacaktır. Lütfen (bira dahil) alkollü içki satışı yapmayan akaryakıt dağıtım firmaları ve istasyon sahipleri kendilerini ilan etsinler. Kanun''a rağmen bira dışındaki yasal olmayan alkol satışları da bizzat benim ve bu köşenin sadık okurlarının takibinde.

TÜKETEN SİSTEMSİZLİK Sokaktan insan topluyoruz!
19 Şub 2001, Pazartesi

Bir sene önce 15 Şubat''taki köşe yazımda: "Hasta bir kadını karda-kışta gecede banklara mahkum eden sistemsizlik nasıl çözülür?" diye sormuştum. Aradan bir yıl geçti, maalesef sorum halen geçerliliğini koruyor. Sosyal hizmetler ve sağlık alanındaki sistemsizliğin sokağa terkettiği hasta insanlarımız için hiçbirşey yapılmadı-yapılmıyor. Karlı bir kış günü, İstanbul''un Eyüp Sultan Camii civarında donmak üzereyken taksi şoförlerince tenekede yakılan ateşle ısıtılıp hayata döndürülmeye çalışıldığı sırada rastladığım Fatma Demirkol ile dostluğumuz ilerledi. Yenişafak okurlarının şahit olduğu zorlu süreçten sonra hastaneye yatırdığım Fatma Hanım''la kendimi yoğun işlerimden fırsat bulmaya zorlayarak özellikle hafta sonları, bayram gibi tatil zamanlarında beraber olmaya çalışıyorum. Tüketici köşesi yazılarım ve size bahsettiğim sokak çocukları projesiyle ilgili faaliyetlerimden fırsat buldukça sokaklara terkedilen hasta insanlarımızla ilgileniyorum. Gazetemiz editörlerinden Nusret Özcan''ın Edirnekapı civarında bir parkta, perişan halde tespit ettiği Metin Kos da bunlardan biri oldu. Metin Bey''i İstanbul Büyükşehir Belediyesi''nin Kayışdağı''ndaki Dar''ül-aceze binasına yerleştirmek, Fatma hanımı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Kronik Servisine yatırmak kadar zor olmadı. O şimdilik emin ellerde, adını öğrenip haber verdiğimiz tek kızı ziyaretine gidecek, ben de sürekli gidemesem de telefonla durumunu takip ediyorum.

Bitmiyor ki... Sokaklar insan dolu. İnsanın Anayasal hakkı olan ruh ve beden bütünlüğünü tehdit eden türlü tehlikenin kol gezdiği İstanbul''un geceleri, her köşe başında ayrı bir drama sahne oluyor. Bir avukatın ricasıyla başka bir sokak vakasıyla ilgilenmek yine bana düştü. İş çıkışı Fatih Camii civarını dolaştık. Yardıma muhtaçlarla ilgilenirken, yönümüz Kerim''e döndü. Kerim''le, Malta''da bir kahvehanede konuşup, kendisini hastaneye yatırmak için rızasını aldık. Ertesi gün ilk işim bir ambulansı hazır etmek oldu. Fatih Karakolu''ndaki polislerin ve Malta Esnafının da yardımıyla Kerim Aydoğan''ı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi''ne götürdük. Doktor kontrolü tahmin ettiğim gibi Kerim abimizin de bir kronik şizofreni vakası olduğunu gösterdi. Doktorlar iğne yaptılar ve 15 gün sonra bir başka iğne daha yapılması gerektiğini söylediler. Onu tekrar sokaklara götürmek istemiyordum, doktorlara, en azından bir sonraki iğnesi de vuruluncaya kadar hastanede kalmasını arzuladığımı söyledim. Bunun mümkün olmadığı, hastanenin kapasite üstü çalıştığı, ailesine teslim etmem gerektiği, ya da aldığımız yere bırakmak zorunda olduğum söylendi. Doktorluğun sadece ilaç vermekten ibaret olmadığını bildiğim için Sağlık Bakanı''nın bir önceki dönem basın müşaviri Leyla Karahan Hız''ı aradım. Onun, geceyarısı Kerim Bey''i sokağa bırakmamak yönündeki hassasiyetimi değerlendirerek Sağlık İl Müdürü ve Hastane Başhekimi Arif Verimli''ye ulaşmasından sonra sorun çözüldü.

Bundan sonra benim için, nöbetçi doktorun "Yalnızca 15 gün... Eğer ailesini bulamazsanız Kerim''i sokaklarda görürsünüz..." uyarısı üzerine verdiğim sözü yerine getirmek için onur mücadelem başladı.

Kerim''i aldığımız sokağın çay ocağında tanıştığımız duyarlı genç kardeşim Mustafa, muhtarlıklara gitti. Kerim Aydoğan''ın ailesiyle ilgili hiçbir bilgiye ne muhtarlıklarda, ne hastane kayıtlarında rastlanmıyordu. Kerim''in savunmasız halde sokaklara dönmesi ihtimali konusunda Başhekim Arif Verimli''nin desteğiyle 15 günlük sürenin uzatmaları oynanıyor, vakit daralıyordu. Fatma hanım gibi Kerim beyi de kimsesi olmadığı için sürekli kalabileceği tek yer olan kronik servise aldırabilir miyim diye hesaplarken, Kerim beyin yattığı servisi aradım.

Servis hemşiresi hastamızın, taburcu edileceğini söylediğinde, konudan Başhekim ve İl Sağlık Müdürünün de bilgisi olduğunu belirttim. Kerim''in aslında kimsesiz olmadığını, hemşire hanımdan o zaman öğrenebildim. Kerim beyin sokaklara dönmemesi için, bulduğum telefon numarasını değerlendirmem şarttı. Kerim beyin ailesini bulup taburcu olmasını sağlamam gerekiyordu. Geçen her saniyeyi değerlendirmenin telaşı içinde araştırmalarıma başladım. Hem sevindirici, hem düşündürücü sonuç şu: Sokağa düşen Kerim''in beş ağabeyi var...

Gönüllü Avukat Saliha hanımla buluşup, abileri, yoğun işleriyle ve özel mazeretleriyle ilgili beyanlarına rağmen telefonla ve tek tek dolaşarak topladık ve nihayet Kerim''i hastaneden çıkarırken teslim almaları için ikna edebildik.

Sonra Kerim ve abileriyle gazetede istişare toplantısı yaptık. Gündem şu: Kerim bundan sonra sokaklarda tükenmesin diye elini taşın altına kim ne kadar koyacak? Onlara, bir senedir, Fatma hanım, Metin bey ve son olarak Kerim Aydoğan vesilesiyle yoğunlaştığım şizofreni vakaları sorunuyla ilgili olarak Türkiye''deki mevcut durumu anlattım.

Bu ülkenin insanını sokağa atan kim?

Eskiden sağlık ve sosyal yardım konuları aynı bakanlığın işiydi. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı adlı bakanlık hem sağlık-hem de sosyal hizmet sorunlarından sorumluydu. Şimdi ise bu iki hizmet birbirinden ayırılmış durumda. Oysa şizofreni vakaları uzun süreli ayakta ve ilaçlı tedavi gereksinimi nedeniyle, toplumsal dayanışma, aile desteği, yoksa devlet hizmeti istediğinden, bir yönüyle sosyal problemken, diğer yönüyle de bir sağlık meselesi.

Türkiye''de şizofreni hastaları için müessese yok!

Bu durumda ailelerin hastalarını sokağa atmamaları, zaten çoğunluğu zararsız olan ya da ilaçla zarar vermeleri engellenebilen bu tür insanlara sosyal destek vererek yaşamlarını devam ettirmelerini sağlamak durumunda.

Ancak hastane kayıtlarına hasta sahibi isim bırakmama gibi genel tavırlar ve Kerim Aydoğan''ın ailesinin onu sahiplenme konusundaki bıkkın ve isteksiz olmaları da açıkça gösteriyor ki değişen toplumsal ve manevi değerler aileleri bu konuda zorluyor...

Kerim için aileye, bir çözüm bulma konusunda rehberlik etme amacına yönelik toplantılarımız sürüyor. Gerekirse ben de bir insan olan Kerim''in sokakta kalmaması için bundan sonra elimden geldiğince destek olup onu tekrar sokaklara göndermemeye kararlıyım. Ancak bu arada birilerine bazı şeyleri hatırlatmam lazım;

Bu düpedüz hizmet ayıbıdır! Nasıl sokatan insan toplamak benim işim değilse,sistemsizliğin düzelmesi için de birilerinin (?) artık çalışması gerekir.

İnsanların ödedikleri vergilerle, verdikleri oylarla kaliteli yönetim hizmetini talep etme hakları vardır.

Kayıp aranıyor!
22 Şub 2001, Perşembe

Sağlık ve sosyal yardım alanlarında tüketen sistemsizliğin sokağa ittiği hasta insanlarımız için çözüm olmasını umud ettiğim yazım, çok yönlü araştırma dosyalarıyla sürecek. Bu ülkenin insanlarının ödedikleri vergilerle, verdikleri oylarla kaliteli yönetim anlayışını hak ettiklerini düşünüyorum. Biliyorsunuz sokakta mağdur bir durumdayken rastladığım şizofreni vakası Fatma Demirkol, Metin Kos ve son olarak da Kerim Aydoğan''la bizzat ilgilenip, onların sokaklardan kurtuluşu yolunda mücadelemi başardım. Onlar şimdi emin ellerde. Ancak daha sokaklarda binlercesi var... Sokaklar bizim sokaklarımız, onlar da bizim insanlarımız! Bir dilim ekmeğe muhtaç, banklarda yatıp kalkan bu insanlara sadece bakıp geçmek ya da üçbeş kuruş vermekle sorumluluktan kurtulunmaz.

Şizofreni uzun süreli ve sosyal destekle tedavi gerektiren bir rahatsızlık. Toplumsal manevi değerler büyük ölçüde erozyona uğradığı için devletin bu insanların bakımı için en azından ailelere destek olması şart. Zamanla aileleri tarafından da bıkkınlık yüzünden terkedilen bu insanlar sokağa düşüyorlar.

Araştırma dosyamızdan sonra İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı''ndan elimize ulaşan bir faks metninden söz etmek istiyorum. Basın sözcüsü Osman Atalay imzasıyla gelen yazıda, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliğinden bir yıl önce yapılan açıklama hatırlatılarak şöyle deniyor: "Uzmanların yaptığı açıklamada, büyükşehirlerin potansiyel ruh hastaları barındırdığı, işsizlik-stres gibi nedenlerle şehir insanının yüzde 60''ının ruh sağlığının tehdit altında olduğu itiraf edilmiştir. Bu potansiyelin patlak vermesi ihtimaline karşı önlem alınmazken, halen sokaklarda yaşam savaşı veren binlerce tinerci çocuk ve hastaya derman olacak etkin çözümler de üretilmemektedir. Şizofreni vakalarıyla ilgili en ufak bir tedbir görülmezken, siyasiler için popülaritesi olan sokak çocukları ile ilgili çalışmalar ise bazı dernek ve vakıfların kişisel gayretiyle ancak pansuman olmaktadır. Sağlık Bakanlığı''nın sokaktaki hasta insanlarla ilgili ciddi bir çalışması ve programı maalesef olmamıştır. Hadise bugün sadece kişi ya da sivil toplum kuruluşlarının insafına terk edilmiş durumdadır."

Daha önceki yazımda vurgulamıştım, sokaktaki şizofreni vakaları hem Sağlık Bakanlığı''nın, hem de sosyal hizmetlerden sorumlu Devlet Bakanının sorunudur. Oysa bu iki bakanlık da görevi birbirinin üzerine atmakta, sonuçta sokaklar insan dolmaktadır. Bu bakanlıkları, yazımla yetinmeyip telefonla da aradım. Bizim insanımızı sokağa terkeden sistemsizliğin giderilmesi için ne yapacaklarını anlatan cevabı bekliyorum. Ayrıca Sayın Atalay''ın yazısının son bölümünde vurguladığı gibi 1580 Sayılı Kanun''un 15''inci maddesi gereği belediyeler de bu konuda önlem almak zorundadır.

1930''lardan beri yürürlükte bulunan yasa gereği belediyelerin "Bırakılmış ve bulunmuş çocukları, delileri, dalanmış ve kudurmuşları, sokakta bayılanları, kazaya ve afete uğrayanları koruyup gözetmek" gibi bir sorumluluğu vardır.

Tüketici şikayetini nereye ulaştıracak?

Yılmaz Yıldız isimli okurumun gündeme getirdiği şikayet, tüketicinin hakkını arama yolunda yaşadığı önemli bir soruna işaret ediyor. Sayın Yıldız, marketten aldığı Mis Süt ve Pınar Yoğurt ürünlerinin paketleri üzerinde yer alan tüketici şikayeti başvuru telefon numarasının kullanımdan kaldırıldığını ifade ediyor. Söz konusu her iki firmadan, gerekçeyi açıklamasını ve geçerli bir telefon numarası bildirmesini beklerken, bu hususun altını çizmek istiyorum.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun''un 12''inci maddesi, etiketle ilgili olarak şöyle demektedir: "Ticaret konusu olan ve perakende satışa arz edilen malların veya ambalajlarının, yahut kaplarının üzerine kolaylıkla görülebilir, okunabilir şekilde o malın menşei, cinsi ve fiyatı hakkında bilgileri içeren etiket konulması, etiket konulması mümkün olmayan hallerde aynı bilgileri kapsayan listelerin görülebilecek şekilde uygun yerlere asılması zorunludur.

Aynı maddeyle ilgili yönetmelikte ise etiket ve listelerin biçim ve kapsamıyla ilgili bilgiler anlatılırken, "Etiketlerin üzerindeki rakam ve harflerin, okunabilir, düzgün, eksiksiz, gerçeğe uygun, yeterli büyüklükte ve başka rakam, kelime ve işaretlerle karışıklığa sebep vermeyecek görünüşte olması, yanıltıcı ve aldatıcı bilgiler içermemesi zorunludur" denilmektedir.

Bu durumda her iki marka ile ilgili olarak yapılacak şikayetin etiketle ilgili denetim yetkisi olan belediyelerin bilgilendirilmesi gerekmektedir. Malın üretim yeri ile ilgili bilginin yanlış ve yanıltıcı olması konusunda gerekli önlemlerin alınması, genel olarak bu ürünü kullanan tüketicinin mağduriyetinin önlenmesi için bu şart. Ancak şimdilik biz ilgili firmalardan gelecek cevabı beklemekle yetinmek, daha sonra harekete geçmek durumundayız.

Tüketicinin mağduriyetlerinin önlenmesi ve giderilmesi için firmaların satıştan sonra da tüketiciye hizmet vermesi gerekmektedir. Hatta satış sonrası hizmetler bir malın kalitesini anlatan önemli bir unsurdur.

Konu takibimizde.

Dinlenme tesisleri tüketiciyi mağdur ediyor

01 Mar 2001, Perşembe

Uzun zamandır şehirlerarası yolculuk yapmadığım için konaklama tesislerindeki yemek ve hizmet rezaletini görmüyordum. İş seyahatim bu gerçeği bir kez daha dile getirmeme neden oldu. Benim itirazım fiyatlara değil. Serbest piyasa koşullarında tüketiciye düşen, yolculukları sırasında yanında yiyecek birşeyler taşımak ya da fiyatları önce tarifeden görüp makul buluyorsa yemeği tercih etmekten ibarettir. Ancak bu bir yolculuk ve zaruret nedeniyle işin maddi boyutundan daha çok manevi boyutu önemli. Yemek uzmanı olmanız bile önünüze sunulacak bir yemeğin midenizi bozup bozmayacağınızı anlamanıza yetmez. Ben de bu yüzden mağdur olmuş bir tüketiciyim maalesef. Binasının görkemine aldanıp Metro Turizm Şirketine ait Afyon Cumhuriyet dinlenme tesislerine girdik. Açlığımızı gidermek üzere sıralanmış yemeklerden birkaç çeşit seçtik ve büyük bir iştahla yemeklerden tattık. Ancak açlığımız bile yemekleri tamamlamak için yeterli olamadı. Bu aşamadan sonra yemeği değiştirmek mümkün olabilirdi belki ancak biz aşçıbaşını bundan böyle daha düzgün yemek yapmak konusunda uyarmakla yetindik ve tüketici olarak "susma hakkımız"ı kullandık.

Aslında ben bu olayı yazmayacak, yanlışların düzeldiğini varsayacaktım. Fakat bir sonraki tesiste de benzer olayla karşılaşınca bunun şehirlerarası yollardaki tesislerin yetkililerce adamakıllı kontrolden geçirilmesini sağlamak için bir anlamda boynumun borcu olduğunu anladım. Akşam yemeği yiyememiştik ama hiç olmazsa sabah şöyle adam gibi bir kahvaltı edebiliriz umuduyla Adapazarı Pamukova Küçükağa Tesislerine girdik. "Alt tarafı bir kahvaltıdır, çorbadır.. olsa olsa ne kadar kötü olabilir ki..." diye düşünebilirsiniz. Ancak aç olduğumuz için mecbur kaldığımız tek karın doyurma alternatifinin yansıttığı görüntüyü anlatmakta gerçekten zorlanıyorum.

Gelişen teknoloji çorbayı birkaç saniyede sadece sıcak suyla karıştırarak yapmaya bile imkan tanıyor ama, maalesef bu tesiste içelim diye önümüze konan çorba resmen çiğ mercimek kokuyordu. Bu sefer kaşığımı bile içine sokmadığım yemeğin parasını ödemeye niyetli değildim. İtiraz ettim ve son bir umutla kahvaltılıklara yöneldim. Kahvaltılıklar da, kahvaltılık malzeme olduklarının ispatı için en az birkaç anlaşmalı şahide ihtiyaç duyuyordu. Bir adet haşlanmış bayat yumurta, üzerinde oluşan peltemsi tabakadan kabında üstü açık şekilde en az bir hafta kaldığı belli olan reçel, bir yanından sararmış beyaz peynir...

Daha fazla anlatmaya gerek var mı bilemiyorum. Amacım bizzat yaptığım tesbitlerin yetkililerin tüketicinin sağlığıyla oynanmasına izin vermemek için harekete geçmesine vesile olması.

Lûtfen bir an önce şehirlerarası yollardaki mola tesisleri gözden geçirilsin. Yolculukta sağlığın ve mide rahatının ne denli önemli olduğunu biliyorsunuz. Yolcuya hürmeti ve geleneksel misafirperverliği bir kenara bıraktık diyelim.. ya evrensel tüketici hakları! Böyle olur mu...

Tüketici radyosunu istiyor

İstanbul''da yayın yapan Bahçeli FM Radyo Kanalı''nın sadık dinleyenlerinden Mehmet Ateş, radyo-televizyon frekanslarının tahsisi konusunda ülkemizde yaşanan anlamsız başıboşluğun kurbanı olduğunu bildiriyor. Frekans tahsisi için yasal düzenleme yapılmış olmasına karşın illegal yayıncılığın önlenmemesi yüzünden kaliteli iletişim hizmeti sunulamıyor.

Nitekim Sayın Ateş de 88.108 FM Bandından 101.8 Frekansıyla dinlemeye alıştığı Bahçeli FM''in yerine "Şık FM" adıyla yayın yapan bir kanalla karşılaşmak durumunda kaldığını söylüyor. Sorunun nedenini öğrenmek için tüketicimizin radyosunun yetkililerini aradık.

Onlara, dinleyenlerine kaliteli hizmet sunumunu neden sunamadıklarını sorduk. Aldığımız cevap "Bir dokun bin ah işit" lafının doğrulayıcısı oldu. Bahçeli FM Yayın A.Ş. Genel Müdürü Gülay Ribar, radyolarının yasal çerçevede 101.8''den yayın yapabilecek tek kanal olduğunu ancak mevcut düzensizlikler yüzünden, hem şirketlerinin hem de geniş bir dinleyici kitlesinin mağdur edildiğini söyledi. Genel Müdür Ribar defalarca Radyo-Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Cumhurbaşkanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı dahil ilgili tüm birimlere yazdıkları yazının birer örneğini gönderdi. Bu yazılardan Cumhurbaşkanlığı''ndan geleni şöyle:

"7 yıldır yayın yaptığınız 101.8 frekansından, Şık FM adı altında çalışan bir radyonun yayına girdiğini, bu nedenle kendi yayınlarınızın zor dinlenir hale geldiğini belirten ve konuya çözüm getirilmesini dileyen başvurunuz alınmış, konu aşağıda tarih ve sayısı belirtilen yazımızla Ulaştırma Bakanlığına ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanlığı''na bildirilmiştir."

Kaliteli hizmet sunumunun gereğinin yapılması ve tüketicinin daha fazla mağdur edilmemesini diliyor, konunun takibimizde olduğunu bildiriyoruz..

Darülaceze kurumu ne iş yapar?
12 May 2001, Cumartesi

Bir süredir tüketici haklarının hizmette kalite boyutuyla ilgili bir araştırma dosyası üzerinde çalıştığımı biliyorsunuz. Konu, yönetim hizmetinin mevcut durumunu anlatan "sokaktaki acezeler" sorunu. Geçtiğimiz senenin şubat ayından beri sokaktan insan topluyorum. Eyüp Sultan Camii Avlusunda donmak üzereyken rastladığım Fatma Hanım, "En Ucuz Tüketilen İnsan" başlıklı yazımda belirttiğim gibi halen Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi''nde kronik hastaların kaldığı serviste yaşamaya devam ediyor. Fatih''de bulduğumuz Kerim Aydoğan''ı acil tedavisi için hastaneye yatırırken, onu da bekleyen son buna benzer bir şey olacak diye korkuyordum fakat, çok şükür ki onun ailesi bulundu. O artık 5 ağabeyinin sorumluluğu altında. Edirnekapı Kariye Camii civarındaki parkı mesken tutan Metin Bey''i de benzer bir halde bulmuştuk. Şimdi o İstanbul Büyükşehir Belediyesi''nin Kayışdağı''ndaki Darülaceze Tesislerinde ikamet ediyor.

Ve dördüncü vaka; Yıllardır parkta yatıp kalkan bir anne-kız semt sakinleri tarafından perişan vaziyette Esnaf Hastanesine getirilmiş, geceyi orada geçiren hanımların sokağa dönmemeleri için uğraşmak bana nasip olmuştu. Onlara yardımcı olabileceğimizi umut ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanı Ahmet Zeki Şengil''i aradım. Daha sonra da Belediye''nin Kayışdağı Darülaceze Müessesesi Müdürü Ali İhsan Sarıkoce ile görüştük. Sarıkoce anne-kızı ancak bayram sonuna kadar misafir edebileceklerini, bayramdan sonra onları almam gerektiğini bildirdi. Bu da birşeydi, belki bu arada onlara sahip çıkabilecek yakınları bulunur umuduyla öneriyi kabul ettim. Ama maalesef yardıma muhtaç anne-kızı sahiplenecek hiç kimse çıkmadı. Sokakta bulduğumuz insanların hastanede tedavilerini ücretsiz olarak yaptırmam konusunda başlangıçtan bu yana destek veren Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Arif Verimli, şizofreninin müzmin seyirli olduğunu, bu yüzden uzun süreli ilaç tedavisinin ve psikoterapinin yanısıra daha çok sosyal destek gerektirdiğini belirtiyor.

Verimli şöyle diyor; "Şizofreni vakaları için gereken hizmet sağlık hizmeti olarak algılanamaz.Çözümü için sosyal hizmet imkanları oluşturulmalıdır."

Aile yapısındaki çözülme nedeniyle sokakta yaşayan insanların sayısı çığ gibi büyümektedir. Birilerinin bu işi sahiplenmesi gerekmez mi?

Tabii ki gerekir. Aslında sahiplenmiş de; yüz yılı aşkın süre önce Darülaceze Müessesi kurulurken Sultan II. Abdülhamid Han, İstanbul''daki dilencilerin, sokaklarda başıboş gezen kimsesiz çocukların, cami avlularında yatan kimsesiz ve sakatların bir araya toplanıp ıslah edilerek sanat sahibi yapılmalarını, yaşlıların kalan ömürlerini huzur içinde geçirmelerini arzu etmiş:

Belediyenin Darülacezesi yenidir, bari Abdülhamit Han''ın tarihi Okmeydanı Darülacezesine başvurayım diye düşündüm ve Vali Yardımcısı Şakir Özdikici ile görüştüm. Daha sonra Okmeydanı Darülaceze''nin Başhekimi Dr. Mehmet Sabri ERDÖL ile temasa geçtik ve anne-kız prosedür gereği heyete girdi. Görüşmelerden sonra Başhekim,"Maalesef; oy birliğiyle değil, fakat oy çokluğuyla reddedildi."dedi. Bu yazımı, "Onları sahiplenecek bir merci mutlaka bulunacak, ya da kurulacak." diye noktalıyorum.

Darülaceze"de hizmet ayıbı son bulsun
19 May 2001, Cumartesi

İkinci Abdülhamit Han''ın devlet bütçesinden değil, kendi kesesinin altınlarıyla kurduğu Darülaceze Müessesesi, bugün merkezi otoritenin yönetiminde (?) gerçek anlamda ihtiyaca cevap verememenin aczini yaşıyor. Sokakta donmak üzere bulduğum bir kadınla başlayıp, toplam 6 ayrı kişiyle bir buçuk senedir süregelen araştırma dosyamın gelip dayandığı sonuç bu. Eyüp''de bir bankta bulduğum Fatma hanımı ilk götürdüğüm yer Okmeydanı''ndaki Darülaceze Müessesi''ydi. "Şefkat Kapısı-Darülaceze" kimsesi bulunamayan hanımı alır, diye umut etmiştim ama nafile. Fatma hanıma acil sağlık hizmeti bile verilemedi.

Toplam 6 ayrı aceze ile ilgili araştırma dosyam, bu insanlar için çözüm bulununcaya ve daha önemlisi bir sistem oluşturuluncaya kadar mücadele ve kararlılıkla sürecek. Darülaceze, hastalığı olmayan "normal" yaşlılara bakacaksa huzur evlerine ne gerek var?

Ayrıca Darülaceze Müessesesi Nizamnamesi''nin günümüz şartlarına ve aslına uygun olarak tadili için konunun Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesini, bu doğrultuda mevcut Darülaceze''nin de imkanlarının biran önce genişletilmesi için harekete geçilmesini sadece bir basın mensubu olarak değil bir vatandaş olarak da talep ediyorum. Bu doğrultuda bugün itibariyle bir başka eylem planını uygulamaya koyduğumu duyurmak istiyorum: Darülaceze Müessesesi''nin 100''üncü yılı nedeniyle bastırılan broşürden bir bölümün fotokopisi, Darülaceze ile ilgili ansiklopedik bilgi, bugüne kadar ilgilendiğim 6 kişiden 4''ünün hastane yatış belgeleri ve son anne-kız aceze ile ilgili Eminönü Kaymakamlığı''nın resmi yazısını içeren bir dosya oluşturdum. Bu dosyaya bugüne kadar yayınlanan köşe yazılarımı da ekleyip, başta Darülaceze''den ve yerel yönetim hizmetlerinin kalitesinden sorumlu İçişleri Bakanlığı ve Sayın Sadettin Tantan olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde grubu bulunan siyasi parti başkanlıkları ve ilgili tüm birimlere göndermeye başladım. Dedim ya: Onları sahiplenecek bir kurum ya bulunacak, ya kurulacak.