Ülkücüyüm Türkçü değilim, Kürt İslam Milliyetçilerini de severim.
DİLİ YOK SEVDANIN
Biz böyle severiz canım, dilsiz, lisansız
Her dil sevdamızı anlatır, ansız zamansız
İçinde Yar olsun, böyle bakarız su-i zansız
Yanar yürek, dağılır zerre sancısız kansız
Kalırız namsız-nansız, olmaz ki sevdasız aşksız
Yok yerimiz yurdumuz, yolumuz bir, afak sınırsız
Yatağımız topraktan, Dost omzuna dayandık cansız
Kaşığımız tasımız bir, aynı ekmeği böldük katıksız
Gönüllerle konuşuruz biz, her dili anlarız
Meşk ederiz ruhlarla demsiz-devirsiz mekansız
Hatta halay çekeriz derinden.. sazsız ozansız
Böyledir yolumuz, inanırız öyle.. Şeksiz-gümansız!
21 Haziran 2007
Suzan ÇELİK (Google'a Suzan Çelik Sürgün Şiirler ve Muhtesib Suzan Çelik yazın)
Şiirin yazılmasına vesile olan olaylara ilişkin öykü şöyle;
Suzan ÇELİK İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde sokak çocukları proje koordinatörlüğü görevinden ve zabıtada kurduğu tüketici hakları bürosundan hukuksuzca alındıktan sonra yürütmenin iptali için davalar açmış ve bunları kazanmıştır (bilgi-belge sitemizde sağ üst köşede DAVALAR bölümünde) İdare Mahkeme kararlarını uygulamadığı gibi Türk Milleti adına verilmiş bu kararları hükümsüz kılmak amaçlı olarak ÇELİK'i Belediye içinde görev konularıyla ilgisi bulunmayan çeşitli müdürlük emrine görev tanımı da belirsizce atayıp durmuştur yıllarca. Suzan ÇELİK bir bebeğini anne karnında 4 buçuk aylıkken kaybettiği (Olaylar için Google'a Suzan ÇELİK ölümle biten sürgün hayatı yazın) Mezbahalar Müdürlüğü'nden sonra toplu bir sürgün olayına da muhatap kılınmıştır. Suzan ÇELİK, sol görüşten mühendi-mimar gibi memurların gönderildiği ve başında hukukçu(?) müfettiş Mustafa Kemal İŞLER'in bulunduğu Strateji Geliştirme Müdürlüğü'ne yine görev tanımı yapılmaksızın atanmıştır. ÇELİK oraya gittiğinde Müdürlük yan odasında sözleşmeli personellerin bilgisayarları başında olduğunu görmüş, bir umutla Müdür'le görüşmüştür. ÇELİK, kendisine ne görev verileceğini sormuş karşılık olarak şu cevabı almıştır; "sizin gibi 400 kadar memura iş verirsem burada iş yapamam ben". Bunun üzerine olay hakkında bilgi içerikli basın bülteni hazırlayan gazeteci-yazar Suzan ÇELİK bunu Belediye Üst Düzey Makamlarına ve basına göndermiştir. O bu işleri kendisine ait laptopu ile yapmıştır. Bunu yaparken de gerginliğini hafifletmek amacıyla bilgisayardan kulaklığı ile ilahiler dinlemiştir. kulaklıktan hafifçe duyulan kürtçe bir ilahi İdare'ye yakın durmayan engelli bir memurun dikkatini çekmiş ve bu kişi Suzan ÇELİK'i Müdür'e şikayet etmiştir. Olay üzerine Suzan ÇELİK hakkında disiplin soruşturması işlemi başlatılmıştır. Bu süreçte yaptıkları görüşmede Müdür Mustafa Kemal İŞLER'in ÇELİK'e hitaben; "Benim adımın ne olduğunu ve esasen müfettiş olduğumu biliyorsunuz değil mi" demiş olması dikkat çekicidir.
Suzan ÇELİK aynı akşam Kavacık'da Seyyide olan bir Allah Dostunu ziyarete giderek duasını almıştır. Duadan sonra sufilerin dinlendiği yan odaya geçen Suzan ÇELİK, odada bulunan kürt-türk sufilerle sohbet etmiştir. Bu sırada yanında bilgisayar olduğunu gören bir sufi ilahi olup olmadığını sormuş, ÇELİK de bilgisayarından kürtçe ilahi açmıştır. Sufiler aşka gelip hep birlikte halay çekmiştir. Hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle efkarlı olan Suzan ÇELİK, yaşadığı keramet yüklü bu olay üzerine yoğun duygu yüklenmiş ve eve gelir gelmez Rabbimiz verdiği ilhamla DİLİ YOK SEVDANIN adıyla ve SÜRGÜN ŞİİRLER kitabına giren şiirini yazmıştır.
Bu süreçte, hakkında yürütülmekte olan yıpratma-sindirme amaçlı soruşturmalara karşılık olarak hazırladığı savunma yazılarını okuyan sol görüşlü mühendis bir memurun ÇELİK'e "Savunmalarınızı Sokrates'in savunmasına benzetiyorum" demesi ilginçtir.
Çok geçmeden Belediye'nin Saraçhane'deki ana binasından Fatih'de deprem hasarlı ve koruma memuru bile bulunmayan binaya gönderilen toplu sürgün memurları arasında hemen hemen tek kadın memur Suzan ÇELİK'tir.
ÇELİK, bu duruma da sessiz kalmamış ve Sürgün Memurları adına yine basın bülteni yayınlamıştır.
Bunun üzerine Suzan ÇELİK Stratejik Geliştirme Müdürlüğü'nün Müdürlük makamının yan odasında evrak takibi yapan memurların olduğu odaya alınmış ve kendisine bir masa ve bilgisayar, telefon verilmiştir. Suzan ÇELİK bir süre burada bulundurulmuş, sonra bankamatik memurluğuna zorlanmıştır. Müdürlük makamına başka bir şahıs atandıktan sonra Müdürlüğe gitmeye başlayan ÇELİK'in sağlık durumu bozulmuştur. O buna rağmen, Müdür'ün sadece ona görev veriyormuş gibi olmak adına Google'dan sokak çocukları hakkında araştırma yapmasını istemesi üzerine bir rapor hazırlayarak Müdürlük makamına sunmuştur.
Neticede Suzan ÇELİK işsiz ve boş oturtulmasını ve "tüyü bitmemiş yetimlerin hakkından korktuğu için" bankamatik memurluğuna zorlanmasını içselleştirememiş, emekliliğe zorlandığı için hak kazanır kazanmaz erken emekli olmuştur. Bu durum onun sokak çocukları proje çalışmalarının başına ve Kontrol (Zabıta) Daire Başkanlığı'na bağlı kurduğu Zabıta Tüketici Bürosu'ndaki Büro Sorumlusu görevine dönebilmesi adına kazandığı davaları da hükümsüz kılmıştır. Zaten o sürgünler yaşarken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde kurduğu birimler de zaman içinde birer birer kapatılmıştır.